Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

YENİÇERİ RUHU NASIL HORTLAR

30.07.2016 / 11:45


Türkiye’de ne zaman bir darbe olsa Yeniçeriler hatırlanır, “Yeniçeri ruhu hortladı” denir. Şahsen hortlamaya inananlardan değilim, hiç hortlak görmedim. Birileri neden ille de Yeniçerileri hortlatmaya çalışır anlamak zordur.



Bilindiği gibi Yeniçeri Ocağını Osmanlıların 3. Padişahı 1.Murat Hüdavendigar kurdu (1362-1389). Çünkü Osmanlı sınırları Balkanlarda hızla genişliyor, Hıristiyan nüfus oranı artıyor, büyüyen asker ihtiyacını ise Türk nüfusu karşılamaya yetmiyordu. Bu yüzden Hıristiyan ailelerin çocukları devşirilerek Enderun’da özel bir eğitimden geçtikten sonra asker yapıldı. Bunları sayıları sabit değildi. Ortalama Osmanlı ordusunun dörtte birini oluşturdukları kabul edilir. Yeniçeri Ocağına başlangıçta sadece Hıristiyan ailelerin çocukları alınırken sonradan Türk ailelerin çocukları da alınmaya başlandı.



Kuruluş ve yükselme dönemlerinde Yeniçerilern kendilerinden umulan faydayı sağladılar. Sonra giderek devlet için ciddi bir sorun, tehdit durumuna geldiler. Padişahları değiştirdiler, öldürdüler. Vezirleri, komutanları değiştirdiler, idam ettirdiler. Yeniçeri azgınlığını engelleyecek hiçbir güçte yoktu. Yüz yıllardır süre gelen bu sorunu Padişah II.Mahmut 1826’da temelinden çözdü, isyan halindeki Yeniçeri kışlalarını topa tutturarak on binlercesini öldürttü, yok etti. Bu olay ise “Vaka-i Hayriyye” diye bilindi.



Yeniçerilerin ardından da hükümet işlerine ordunun isyanı, müdahalesi etti. 1876, 1908, 1909 olaylarında olduğu gibi. Cumhuriyet döneminde de ordunun hükümetleri devirmesi örnekleri çokca tekrarlandı.



Kabul edilmelidir ki ordunun hükümet işlerine müdahalesi bir geri kalmışlık olayıdır. Gelişmiş ülkelerde bu türden olaylara rastlanmaz. İngiltere’de hiç askeri darbe olmaz. İngilizler böyle bir işi bilmezler. Oysa Türkiye gibi yerlerde bu olay sıkça tekrarlanıyor.



Ordu millet sayılan Türklerin yönetiminde, ordunun idaredeki sınırlarının hala tartışılır olması makul değildir. Türkiye’de ordunun kuruluş yılı olarak M.Ö.202 kabul edilir. Bu kadar uzun geçmişe dayalı olan bir kurum yönetimdeki yerini kabul etmez ikide bir darbe yapar. Bunu yalnızca bazı kişilerin iktidar hırsı ile açıklamak da yeterli olmaz.



Yeniçeri darbeleri için, “onlar zaten devşirmeydi, millete aidiyet duymazlardı, kendi zümre çıkarları, hevesleri için darbe yaparlar, her türlü kötülüğü işlerlerdi” görüşleri yaygındır. Bu görüşlerde belirli ölçülerde bir doğruluk payı vardır, bir Sırp, Hırvat, Makedon, Yunan, Bulgar neden Türklere karşı aidiyet duyguları taşısın? Ne var ki Yeniçerilerin darbe geleneği vaka-i hayriyeden sonra bile devam ediyor. Olayları sadece ırk farklılığı ile yada aidiyeti ile açıklamak burada yetersiz kalmaktadır.



Yeniçeri darbelerinden sonra, yeniçeri ağasından padişah darben hesabını sorardı. Günümüzde yeniçeri ağası durumunda olanlar ise kendilerini bile korumaktan aciz elleri ayakları bağlanarak rehin alınmış olanlar, emekli olup torunları ile uğraşmak yerine, “dere geçerken at değiştirilmez” mantığı ile ağalıklarına devam ediyorlar. Oysa bu ağalarla dere geçilemediği gibi 15 Temmuz felaketi yaşanmıştır.



 



Askerlerdeki darbe isteğinin, yönetime ayar verme isteğinin elbette pek çok nedeni olabilir. Bunlar dikkate alındığında ilk akla gelen muhtemelen “kendilerini, ülkenin sahibi koruyucusu, millete ayar vermeye hak sahibi, ” bilmeleridir. Esas sorun burada yatıyor olmalıdır. Toplumun hiçbir kesimi tek başına kendisini ülkenin sahibi gibi görmeye hak sahibi değildir. Ülkenin sahibi milletin kendisidir. Milleti oluşturan bütün kesimlerdir. Ordunun elindeki silahlara güvenerek, dayanarak, millete karşı, onun seçtiklerine karşı, barbarlıkla darbe yapmaya kalkışması 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi millet tarafından püskürtülmüştür.



Darbecilerin dünyanın genel gidişini yeterince anlayamadıkları gibi Türk halkını da anlamadıkları tanımadıkları görüldü. İslami özelliği baskın olan iktidarların eninde sonunda ordu tarafından al aşağı edileceği, milletin de ah vah ederek bu durumu kabulleneceği tezi geçersiz oldu. Aksine millet çıplak elle, tanklara, zırhlı araçlara karşı , göğsünü siper ederek barbar bir darbeyi engelledi.  



Darbeler Yeniçerilerin de vaktiyle yapıp ettikleri işlerin tekrarıdır. Yeniçeri ruhunun hortlaması söz konusu değildir. Ama insan cinsi için iktidara sahip olma isteği baş döndürücüdür. Bu istekle insan cinsinin ne canavarlıklar yapabileceğinin bir örneğidir 15 Temmuz gecesi. Darbelerin engellenmesinde ordu mensuplarının gerçekçi bir eğitime sahip olmaları kadar, milletin kendi seçtiklerini sahiplenmesi, koruma çabası da belirleyicidir. Millet canı pahasına seçtiklerini, kendi iradesini korumuştur.



Darbeci Gülen hizbinin 40 yıla yakın bir zamandan beri ordu içinde nasıl örgütlendiği, kendilerini nasıl gizlediği tartışılıyor. Gülen hizbinin benimsediği dini anlayış pek çok bileşenden oluşmaktadır. Ama bunların en önemlisi Said Nursi’nin görüşleridir.  Nurculuk diye bilinir. Gülen’in sahiplendiği teolojinin önemli bir kısmı Nursiye aittir. Nursiyi bilmeden Gülen’i anlamak mümkün değildir. Yada Nursi yok sayılarak Gülen hizbinin teolojisi, neden Gülen’in Mehdi / Kainat imamı sayıldığı anlaşılamaz. Aralarındaki şifreli haberleşmelerde bile ebced hesabının izleri dikkate alınmadan bu konuyu açıklamak mümkün değildir.

Bu 851
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com