Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
ABD'NİN İRAN'A ASKERİ SALDIRI SEÇENEKLERİ VAR MI?
MUHARREM TÖRENİNDE KENDİ KAFASINI KESTİ
ABD'NİN FAVORİ DİKTATÖRÜ SİSİ
ABD'DE UYGUR TÜRKLERİ TASARISI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

DARBECİLİĞİN DİNİ TARAFI

24.07.2016 / 16:54


15 Temmuz Gülen darbesinin pek çok nedeni ve birleşeni olmalıdır. İnsanların makam beklentisi minnet duygusu intikam isteği gibi nedenler de önemlidir. İçerden aldığı destekten daha fazlası dışardan gördüğü destek ve ilgi olmalıdır. Darbecilerin bir de fikri ideolojik tarafları vardır elbette. Gülen’e “kainat imamı”, “mehdi” diyorlar. Bu topraklar hiçbir zaman mehdisiz kalmadı. Her dönem birden fazla mehdi aynı anda var olageldi.



Mehdinin “ilahi bir görevlendirmeyle” hareket eden kişi olduğuna inanılır. Böyle bir görevliye kayıtsız şartsız itaat gerekir. İşte asıl bu inanç, bu kabul tarihte benzerleri görülen mehdi isyanlarının da ana omurgasını oluşturmuştur. İnançlarında “mehdiliğe” yer verenlerin böyle bir isyan potansiyeline sahip olduğundan kuşku duyulamaz. Sadece sizinki mi gerçek mehdi, bizimki mi gerçek mehdi, tartışması kalır. Bu tartışmanın ise topluma hiçbir faydası yoktur.



Mehdi, gavs, kutub hatta müceddid gibi “ilahi bir görevlendirmeye” mazhar olmuş kişiler özellikleri itibarı ile fanilik sınırlarını aşmış sayılırlar. Bunların söylediklerinin, yaptıklarının doğruluğu asla sorgulanamaz. Böyle şahısların otoritesini, telkinlerini tartışmak “sapıklığın ta kendisi” sayılır.



Türkiye’de cemaatlerin kurucusu sayılan kişilere dikkat edilirse, bağlıları onlarda bu olağan üstü özelliklerin bir kısmının yada tamamının var olduğuna inanırlar. Böyle bir inançtır ki bu cemaat liderlerinin otoritelerini kesintisiz ve tartışılmaz hale getirmektedir. Buna karşılık cemaat bağlısı olanların kişiliği önemli ölçüde aşınmaktadır. Bağlandığı liderini asla sorgulayamayan, onun her dediğini ilahi bir buyruk gibi kayıtsız şartsız kabule kendini mecbur sayan bir kişi durumuna gelmektedir. Esasen bağlıları için neyin doğru neyin yanlış, neyin gerekli neyin gereksiz olduğunun kararı da cemaatin liderine yani imamına aittir. İmamın söylediklerinin yazdıklarının dışında her türlü görüşe, sohbete, yazıya kapalıdır. Yıllarını hatta ömrünü böyle bir bağlılıkla geçiren bir şahıs giderek bir çeşit “kurşun asker” durumuna gelmektedir.



Cemaat liderlerine böylesine bağlılık eskiden beri problem olmuştur. Hatırlanmalıdır ki II. Abdülhamid döneminde de bazı cemaat liderleri sürgün edilmiştir. Bunlardan birisi de Esat Erbilli’dir. Menemen olayı nedeniyle bilinen Esat Efendidir. Meşru sayılan bir otorite var iken onun yanında ve ona rağmen yeni bir otorite ihdası her zaman siyaset alanı için ciddi bir sorun sayıla gelmiştir.



Cemaatlerin önemli bir kısmı çalışmalarını gizlilik kuralı içinde yürütürler. Bu kurala neden ihtiyaç duyulduğu önemlidir. Halbuki gizlilik güven sağladığı kadar hatta ondan daha fazla tehlikenin de nedeni olmaktadır. Çünkü meşru sayılan çalışmalar, görüşler neden gizlensin? 15 Temmuz Gülen Darbesinin yapanların önemli özeliklerinden birisi de aşırı derecede gizliliği yani takiyyeyi gerekli görmeleridir. Oysa takiyye (gizlenme) daima meşruiyet dışı bir çabanın bir görüşün sonucudur. Korunma kaygısı ile yapılan bu gizlilik her çeşit kuşkunun hatta düşmanlığın ortaya çıkmasının kaynağı durumundadır.



Tek parti döneminde “cemaat varlığı” ülke için tehdit sayıldı. Cemaat diye bilinen yapılar tasfiye edildi. Bağlıları takip edildi. Bir çeşit karantina hayatına mahkum ve mecbur edildi. Böyle bir uygulamanın tekrarı apayrı bir zulüm olacaktır. Buna karşılık cemaatlerin açık, görünür, bilinir olmaları hem kendi güvenlikleri, güvenirlilikleri hem de ülkenin huzuru için gereklidir. Tarihten beri var olan cemaatlerin gizli saklı görüşleri, çabaları için çare ise tek parti döneminde dönmek olmayacaktır. Tek parti dönemine bir tepki olarak devlet imkanlarının cemaatlerin emrine tahsis edilmesinin mazarratları ise zaten 15 Temmuz akşamı görüldü.



Hiçbir cemaat ayrıcalıklı bir muamele görmemeli. Hiçbir cemaatin bağlısı olumlu veya olumsuz bir işlemin muhatabı olmamalıdır. Özgür bir eğitim ve medya ortamında cemaatleri var eden görüşler, faaliyetler ele alınabilmelidir. Böyle bir tutum hem cemaatlerin devlet imkanları ile kendilerinden başkalarına zulüm yapmalarına engel olur hem de kendilerinin zulüm görmesine engel olur.



Oysa günümüz Türkiye’sinde ki manzara bunun aksinedir. 2013 yılı sonuna kadar Gülen Cemaati “ne istediler de vermedik” diye özetlenen bir ayrıcalığın muhatabı iken sonradan galip bir ihtimalle Ak Partiyi devirme ihalesinin Gülen Cemaatinde kalması ve hükümetle yaşadığı bir savaş ortamının ardından onun yerini başka cemaatlerin aldığı görülmektedir. Sonradan gözdelik değeri artan bu cemaatlerinde yapıları, görüşleri, evren tasavvuru, İslam’a insana bakışları Gülen Cemaatinden ne kadar farklıdır? Kayda değer bir farklılık yoktur. Sadece dini protokol listelerinde farklı isimler vardır. Bununda başka kuşakların harcanması ülke için başka tehditlerin oluşmasından başka bir sonucu olmayacaktıra

Bu 609
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com