Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
FOTOĞRAFÇISI DA CASUS ÇIKTI
AYASOFYA CAMİSİNDE ZULÜM BİTTİ
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

ÖZGÜR İRADE ÖZGÜR TOPLUM

09.07.2016 / 14:10


Siyasetin en önemli konularından birisi “özgür iradedir.” Arapça bir kelime olan irade; revd’den türemiştir. Öncelikle “Allah’ın emirlerinde hüküm ve fiillerinde hür olduğunu bildiren” bir sıfatının karşılığı olarak kullanılmıştır. Meşiet, kast, ihtiyar, rıza, muhabbet ve gazap kavramları ile de anlam yakınlığı vardır. Doğrudan bir şeyi dilemek yahut istemek anlamındadır. Allah’ın mutlak adaleti ve hakimiyetinin karşılığı olduğu gibi (Rad-11), insanın özgürlüğü ve sorumluluğunun karşılığı olarak da kullanılmıştır (Rad-11/Taha-81).



İrade özgürlüğü tartışmaları tarihte en uzun ve köklü tartışmalardan birisi olmuştur. İrade özgürlüğü aynı zamanda her insanın yaptıklarından sorumlu olması sonucunu da kaçınılmaz etmiştir. Bu yüzden olmalı ki insanın her işinde özgür ve yaptığı her işin de doğru yanlış da olsa sorumluluğunu öngören “kaderiyye” anlayışına karşılık insanın yapıp ettiklerinin doğrudan kendi seçimine kararına bağlı olmaksızın ilahi iradenin öngörmesi ile tecelli ettiğini iddia eden “cebriyye” anlayışı biri birinin rakibi ve muhalifi olarak uzun süre etkili olmuşlardır.



Siyasi otoritelerini tartışmasız bir şekilde “ilahi iradenin öngörmesi ve herkesin mutlak itaat etmesi zorunluluğundan” hareketle cebriyye ekolüne büyük yakınlık duyan Emevi Halifeleri, kendi yaptıkları zulümleri bile ilahi iradenin icabı bilen bir iki yüzlülüğe sahiptiler. Buna karşılık Emevilere isyan edenleri ise acımasız bir şekilde ve ibret olacak biçimde katlederlerdi. Oysa kaderiyye ekolünün anlayışına göre belki Emevilere isyan edenleri de “ilahi iradenin öngörüsü nedeniyle isyan ettiklerinden” masum bilmek icap ederdi. Ancak diktatörlük tarihin her devrinde iki yüzlülük ve tutarsızlığın da sembolü olmayı başarmıştır.



İnsan davranışlarında, insanın özgür iradesinin sonucu olarak yapıp ettiği her işin sahibi sorumlusu olduğu tezini savunan kaderiyye ekolünün ileri gelenleri Ma’bed El-Cüheni ile Geylan Ed-Dımaşki Emevi halifeleri Abdülmelik ve Hişam tarafından öldürülmüşlerdir. Özgür iradenin tez olarak varlığını savunanlar bile kendi dönemlerinin diktatörlerinin zulmünden korunamamışlardır. Artık özgür iradeyi mücessem bir hale getiren insanların başlarına neler geleceği buradan kolayca tahmin edilebilir.



Oysa insanın sorumluluğu buna bağlı olarak hak edeceği ödül veya cezası iradesinin özgür olmasının sonucudr. Çünkü yaratıcı insanı, “sorumluluğa konu olan eylemlerini seçmeye elverişli bir iradeyle ve bunu gerçekleştirmeye elverişli bir kudretle donatmıştır. İlahi adalet ve hikmette böyle bir sonucu kaçınılmaz etmiştir. Yoksa özgür iradeye sahip insanın varlığı ilahi iradeyi egemenliği reddetmenin bir nedeni bir gerekçesi olarak hayal edilemez. Zaten insanı diğer her hangi bir canlıdan farklı kılan tarafı da onun bu özelliğidir. İnsan bir fayda, bir haz elde etmek için yada bir zarardan korunmak için bir iç güdüye, bir arzu gücüne yani iradeye ve bunu gerçekleştirecek kudretin de sahibi olan bir varlıktır. İnsan sadece iradenin ve onu geçekleştirecek bir kudretin sahibi olarak değil aynı zamanda muhtemel davranışların sonuçları, kalitesi ve değeri konusunda bilgi ve hüküm kaynağı olan akılla da donanmıştır.



İnsanın bu özellikleri toplum içinde düşünülebilir mi? Özgür irade sahiplerinden oluşan toplumların da özgür iradeye sahip canlı bir varlık olduğu teslim edilmelidir. Eğer bir toplum özgür iradeden yoksun, kendisi için faydalı olanları isteme zararlı olanları engelleme gibi bir iradenin ve bu iradeyi tecelli ettirecek kudretten yoksun ise o toplumu bir insan cemiyeti, kümesi olarak değil her hangi bir kalabalık sürü olarak görmek daha gerçekçi daha makul olacaktır.



Bir insanın her hangi bir varlığına yöneltilecek saldırı, zarar yada koparma girişimi nasıl o insanın doğrudan ontolojik varlığına bir saldırı ve haksızlık ise onun özgür iradesini engelleyici, kısıtlayıcı her türlü girişim de yine o inanın ontolojisine bekasına yöneltilmiş bir saldırıdır bir tehdittir. Diktatörlükler (Tağutlar) insanı kurtarmak iddiası ile evvela insanın özgür iradesini suç ve ayıp sayarlar. İnsan için gerekli olanları kendilerinin seçme tayin etme gibi donanıma yetkiye sahip olduğu iddiası ile davranırlar. Bu yüzden insana yönelttikleri her türlü baskıyı zulmü insanın hayrına işler gibi görürler. Zulmün bütün toplumu kuşatmasına karşılık ona itirazlarında bireysel değil ortak kollektif bir özelliğinin olması kaçınılmazdır. Toplumu kuşatan devasa bir zulüm aygıtına karşılık insanın kendi imkanları onu çaresiz aciz bırakır. Oysa toplumsal özgür bir iradeye dayalı itirazlar gerçekçi ve makul olmalarının yanında kurtarıcılık özelliğine de sahiptirler. Özgür iradesini kaybeden toplumlar ontolojik özelliklerini kaybetmişler, zulme karşı sessiz, boynu bükük, çaresiz edilgen bir sürü haline gelmişlerdir. Böyle bir toplumun felaha ermesi kurtulması da o ölçüde imkansızdır.

Bu 831
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com