Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
ABD'NİN İRAN'A ASKERİ SALDIRI SEÇENEKLERİ VAR MI?
MUHARREM TÖRENİNDE KENDİ KAFASINI KESTİ
ABD'NİN FAVORİ DİKTATÖRÜ SİSİ
ABD'DE UYGUR TÜRKLERİ TASARISI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

RADİKALİZMİN İFLASI (I)

11.06.2016 / 18:20


1980’lerin en çok rağbet edilen kavramlarından birisi radikal yahut radikalizmdi. Batı dillerinden Türkçeye aktarılan bu terim: Geçmişteki kurumlardan tamamı ile kurtulmayı isteyenlerin düşünce tarzını ve sistemini belirtir hemen her sahada köklü değişiklik ve yenilenmeyi ifade eden eğilimi, köktenciliği, cezriyye yada cezriyyun anlamında kullanılırdı. Devrimcilik yerine de kullanılırdı. O dönemde İslami kesim içinde ki bir eğilimi, bir akımı temsil ederdi.



Aslında bu terim Rönesans döneminden itibaren Batıda kullanılmıştır. Çünkü Orta Çağ Avrupa’sında hemen her kurum Katolik Kilisesine bağlı ve onun öngörülerine göre şekillenmişti. Rönesansçılar ise hem Katolik Kilisenin ve onun şekillendirdiği her kuruma her teoriye itirazı bayraklaştırmışlardı. Zamanla bu bayrağı Reformcular devraldı. Papalığın kutsalı tahrif ettiğini, istismar ettiğini, kutsal adına insanlığın üzerinde bir hakimiyet tesis ettiğini iddia etmişlerdi. Dolayısı ile radikalizm, papalık ve ona bağlı kurumları, teorileri aşarak, başa, köke dönmeyi hedeflemişti. Avrupa’da reform hareketlerinden sonra bu görüşün sonunda Protestanlık ortaya çıktı.



İslami kesim, genel ilkelerin ve kutsal metinlerin anlam itibarı ile Dört Halife döneminden sonra tahrif edildiğini, tarihin ve kurumların buna göre şekillendiğini, İslam Dünyasının perişanlığının da bu gelenekten kaynaklandığını bu yüzden geleneğin ve onun teorilerinin kurumlarının reddedilmesi ile işe başlanılması yani köke, başa dönülmesi radikalizmin birinci ilkesiydi.



Aslında bu görüşün başlangıç döneminde ki (Hz. Muhammed ve Dört Halife) den sonra referans aldığı isimlere dikkat edildiğinde sanayi devriminin ardından başlayan sömürgecilik ve ona karşı direnen öncüler çoğunluktadır. Bunların en çok tanınmış olanı ise Cemaleddin Efgani’dir (Ö.1897). Her nedense bu çevrelerde benzer görüşleri savunan Yeni Osmanlılar gibi şahıslar hiç ilgi uyandırmamıştır. Efgani’nin talebeleri ise görüş ve tutumlarını daha çok Islah/Selefilik yada Tecidid kavramı ile karşılamışlardır.



Selefiliğin kökleri İbni Teymiye’ye (Ö.1328) bir ölçüde de Abdülvahhab’a (Ö.1792) kadar götürülse de özellikle ayetler dışında ki dini metinlerin sorgulanması Vehhabi geleneğinde yoktur. Efgani ile başlayan ekolde ise geleneğin oluşmasını temin eden rivayetlerin sorgulanması öncelikli bir konudur. Vehhabi gelenek özellikle Hanbeli ekolünü ayrıcalıklı sayar diğer ekolleri kuşkulu görmüş ve Şia ile Tasavvuf ekollerini düşman ilan etmişken Efganiye dayanan yeni selefi ekolde bütün mezhebi görüşler ve içtihatlar tashihe muhtaç sayılması ile farklılaşmıştır. Vehhabilik monarşiye / padişahlığa itiraz etmez bütün isyanını Osmanlı hanedanı ile sınırlandırırken, yeni selefilik padişahlığın her türünü gayri meşru ilan etmiştir.



Yeni selefi ekolün etkili olduğu alanlarda görüşleri kitapları en çok dikkate alınan isimler, Muhammed Abduh (Ö.1905), Seyyid Kutub (Ö.1966), Ebu’l Ala Mevdudi (Ö.1979) olmuştur. Geleneksel metinleri, içtihatları sorgulayan eleştiren tutumu nedeniyle Abduh dikkate alınsa da siyasi tutumu onun gölgede kalmasına neden olmuştur. Buna karşılık Seyyid Kutub mezhepler üstü sayılan görüşleri ve uzlaşma kabul etmez siyasi tercihi ile bayraklaşan bir isim halini almıştır. Sömürünün, fakirliğin ilahi iradenin rağmına olduğu, kaderle bunların ilgisiz olduğunu mutlak adaleti öngörmeyen hiçbir uygulamanın meşru olmayacağını savunduğu İslam’da Sosyal Adalet ile İslam dışı siyasi kurumlarla uzlaşılamazlığı savunduğu Yoldaki İşaretler adlı kitapları referans kitaplar olmuştur.



Buna karşılık Mevdudi’nin Gelin Bu Dünyayı Değiştirelim, Dört Terim, Hilafet ve Saltanat adını taşıyan kitapları neredeyse en çok satanlar arasına girmiştir. Adı geçen kitaplarında, hem geleneksel bazı inanç ilkeleri sorgulanırken, Dört Halife Dönemi sonrası bütün tarihi uygulamaların eleştirici bir gözle sorgulanması yeni selefi ekolün temel ilkelerinin oluşumuna büyük katkı da bulunmuştur.



Adı geçen şahıslar ve kitaplarda savunulan temel görüş ise, “İslam dünyası açık veya gizli bir sömürü alanıdır, işgal altındadır. Yöneticiler doğrudan ve dolaylı olarak sömürgecilerin uzantısıdır. Bu durumdan gelenek ile çıkmanın kurtulmanın çaresi yoktur. İslam Dünyasını bu duruma düşüren hususlar ise, kadercilik, içtihadın terk edilmesi, özgür bireylerin özgür akılların yetişmeyişi, mezhep tartışmaları, bir mezhebin diğer mezhepleri yok sayan, düşman bilen tutumu, ırk kabile aşiret bölge ülke asabiyesi, Müslümanların birliğini, güçlerinin birleşmesini engelleyen zayıflatan temel unsurlardır. Dolayısı ile sorumluluk sahibi olan her Müslüman bu unsurlardan uzaklaşmalı, bir diğer Müslüman ile sömürgecilere karşı, onların içerdeki işbirlikçisi tağutlara karşı ittifak etmenin yollarını imkanlarını aramalıdır” özetlenebilir. Bu görüşlerin fiili uygulayıcıları ile Arap Dünyasında daha çok İhvan-ı Müslimin, Pakistan, Bagladeş ve Afganistan’da ise Cemaati Müslimin adlı partiler cemaatler olmuştur. (Devam edecek).

Bu 697
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com