Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ
CHP CAMİLERİ MÜZE YAPACAK

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

NECİP FAZIL’IN ARDINDAN

01.06.2016 / 06:54


Necip Fazıl’ın hayatı hakkında en geniş bilgi, kendisi tarafından, O ve Ben, Bab-ı Ali isimli kitaplarında verilmektedir. İstanbul’da 20. Yüzyılın başında beyaz sayılacak bir ailenin çocuğu olarak doğmuştur. Yoksulluk görmemiştir, yoksullar kendisine bağlanana kadar. Çocukluğu Sultanahmet’te bir konakta geçtiği gibi yine ömrünün uzun ve son bölümünü de Erenköy’de kendisinin konağında geçmiştir.



Liseseyi Askeri Deniz Lisesinde okur. Nazım Hikmet ile 5. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ile liseden arkadaştır. Bu arkadaşlıklarını da ara sıra yazılarına konu edinir. MEB bursu ile Paris’e üniversitede felsefe okumak için gönderilir. Mezuniyeti hakkında ise bir rivayete göre mezun olmamış başka bir rivayete göre mezun olmuştur. Paris’te kaldığı yılları için “İslami edebim ve ahlakım anlatmaya el vermiyor” derken yine de Paris’te ki yılları için önemli bir fikir vermektedir.



Türkiye’ye döndükten sonra yönetimin önemli bir üssü olan İş Bankasında Celal Bayar’ın Umum Müdür unvanı taşıdığı dönemde, çalışır. Bankanın sağladığı para ile Ağaç adlı edebiyat dergisi çıkarır. Bu dergi ile şiirleri ile en çok da Kaldırımlar şiiri ile şöhret olur. 1938’de Falih Rıfkı Atalay’ın öncülüğü ile bir istiklal Marşı yarışması düzenlenir. Çünkü Mehmet Akif’in yazdığı Marş yönetimin öncelikleri ile hiç bağdaşmamaktadır. Necip Fazıl’da “Büyük Doğu Marşı” adlı şiiri ile bu yarışmaya katılır. Ancak Mustafa Kemal’in ölümü ile bu yarışma yarım kalır. Fakat Büyük Doğu Marşında yer alan kurtarıcının kim olduğu hep tartışılmıştır. Çünkü Necip Fazıl sonraki dönemlerde, o kurtarıcıdan kasıt Hz. Muhammed (SAV)’dir derken bu şiiri yazdığı dönemde kendi deyimi ile “bohem hayatı” yaşadığı için daha çok Mustafa Kemal’in kast edildiği tezi hep ileri sürülmüştür. 



Sonra bir gün bir vapur yolculuğunda tanıştığı birisinin aracılığı ile Nakşibendi şeyhlerinden Vanlı Abdülhakim Arvasi ile tanışır. Hayatı, dünyaya bakışı tümüyle değişir. Kelimenin bütün anlamı ile Arvasiye bağlanır. Onun her sözünde bir hikmet olduğuna kanidir. Her işi, her müşkül meseleyi onun işaretleri ile açıklama yolunu seçmiştir. Dervişmeşrep birisi olmuştur. Tasavvuf adabında Şeyh ile mürit arasında ki ilişki Gassal ile Cenaze arasında ki ilişkiye benzetilir. Necip fazıl’da artık bütünüyle Arvasi’nin telkinlerine karşılık bir meyyitlik durumu yaşamıştır. O kadar ki tarih gibi belgeye bulguya dayanan konular, Arvasi’nin uzamanlık alanının dışında olmasına rağmen, üstad tarih konularını bile bütünüyle Arvasi’nin görüşlerine bina etmeye çalışır. En çok da Arvasi’nin II. Abdülhamid hakkında ki görüşlerini çarpıcı bulur. Artık Abdülhamid onun gözünde “Ulu Hakan Abdülhamid Han’dır.” Bu adı taşıyan bir de kitap yazmıştır. Üstad tarih ilminin ana ilkelerini yok sayarak yazmıştır. Belli ki bu ilkeleri avam için gerekli görmüştür. Tarih alanında yazdıkları için kaynak göstermeye hiçbir zaman tenezzül etmemiştir. Kaynak göstermek tarih ilminin ana ilkesi olmasına rağmen. Son Devrin Din Mazlumları da tarih alanında yazdığı ünlü bir kitaptır. Ne yazık ki bu kitabında da tarih ilminin ana rükünleri yok sayılmıştır. Buna rağmen kitabın şöhretinde gördüğü rağbette bir azalma olmamıştır.



Üstad sıkı bir CHP ve İnönü muhalifidir. Bu yüzden başı pek çok defa belaya girer. Ancak nedense CHP’nin ilk genel başkanı Mustafa Kemal’i ismen eleştirmez. Bu tutumu Yalçın Küçük tarafından “onun gizli bir Kemalist olduğu” iddialarına neden olsa da yazdıkları ile Kemalizm’in her şeyine muhalefet eden üstadın ismen Mustafa Kemal’i eleştirmekten uzak durmasının makul bir açıklaması da olmamıştır.



CHP’ye İnönü’ye muhalefeti onu DP ile Menderes ile doğal müttefik yapmıştır. DP döneminde örtülü ödenekten aldığı para ile uzun yıllar Büyük Doğu’yu çıkarmıştır. 27 Mayıs Askeri Darbesinden sonra örtülü ödenekten aldığı para nedeniyle yassı adada yargılanmıştır. Kendisi de “benim Gözümde Adnan Menderes” adlı kitabında Menderes ile Örtülü Ödenek ile olan ilişkisini anlatır.



Üstad özgün siyasi görüşleri, ilkeleri ile davranan birisi değildir. Genel olarak sağ iktidarlara yakınlığı med cezirli olmuş yaşadığı hayal kırıklıkları ile de onlara muhalefet etmiştir. Ama bu muhalefeti kalıcı olmamıştır. Askeri darbeler karşısında da benzeri bir tutumu görülmüş, 27 Mayıs Darbesini bir felaket sayarken 12 Eylül’ü Eylül 1980’de çıkardığı Rapor 12 risalesiyle “kurtarıcı” ilan etmiştir. Sanat ve Edebiyat alanında kendinden başka bir isim bilmediği gibi benimsediği İslam anlayışının dışında kalan herkesi “Doğru Yolun Sapık Kolları” diye adlandırmaktan kaçınmamıştır. Seyyid Kutub, Mevdudi, Hamidullah gibi dönemin ünlü İslam bilginlerini de son derece acımasız bir dille aşağılayıcı bir üslupla eleştirmiştir.



İslam düşmanlarına karşı daima üstten bakan mütehakkim ve mağrur bir tonla konuşması onu İslami kesimin bağrına basmasına neden olmuştur.



 






 

Bu 845
Yazarın Diğer Yazıları

YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com