Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

KUTSAL YERLER / KUTSAL EMANETLER

23.05.2016 / 20:37


Her yıl Ramazan ayı ile birlikte her nedense bazı çevreler, çadır eğlencelerini ve bazı ziyaretleri öne çıkarmaktadır. Yılın 11 ayını oyun ve eğlence zamanı olarak görenlerin



Ramazan ayını da ayrıca bir oyun ve eğlence zamanı olarak görmeleri ibretlik bir olaydır. Bu yüzden olmalı ki ısrarla eski ramazanlar diye, ramazan günlerinde eskiden yapılan yerli yersiz pek çok eğlence ile gündem oluşturmaya çalışmaktadırlar. Yine bunun yanı sıra Ramazan ayında bazı ziyaret yerleri de giderek daha çok haber olmakta buna bağlı olarak ta daha çok ziyaretçi toplamaktadır. Ramazanda en çok ziyaret edilen yerlerden birisi de Topkapı Sarayındaki, Mukaddes Emanetler Dairesidir. “Mukaddes Emanet” günümüzdeki Türkçeyle daha çok “Kutsal Emanetler” diye söylenmektedir.



Bilindiği gibi mukaddes kelimesi Arapçadır ve kökü kuds’dür. Sözlük anlamı; temizlik, paklık ve arılıktır. Aynı kökten gelen takdis ise; kutsallık vermedir, kutsal bilmedir. Yine bu kökten türeyen kudsiyet; “yaratılmış özelliklerinden ve mahiyetinin idrak edilmesinden münezzeh oluş” manasıyla Allah’a nispet edilir ve “Kudüs” haliyle O’nun isimlerinden (Haşr 59/23-Cuma 62/1) bilinir.



Kur’an’da ki bazı ayetlerde sözlük anlamına paralel bazı ayetlerde ise ondan bağımsız anlamda kullanılmıştır. Hz. Musa’ya hitaben: “Mukaddes bir vadide olduğu” bildirilmiştir (Taha 20/12). Yine Hz. Musa’nın kavmine hitaben: “Allah’ın size vaad ettiği mukaddes yere girin (Maide 5/21) denilmesi; vadinin manevi kirlerden temizlenmiş olması, vadide Allah’tan başkasına ibadet edilmeyişi diye açıklanmıştır. Ragıp El-İsfahani’de; “maddi mekanların kudsiyetini en büyük kirlilik olan şirkten temiz ve uzak tutulması” biçiminde açıklamıştır.



Daha çok Cibril karşılığı olarak anlaşılan Ruhülkudüs, üç ayette Hz. İsa’yı destekleyen bir unsur (Bakara 2/87-253/Maide 5/110) bir ayette ise vahyi Allah’tan alıp getiren varlık olarak gösterilmiştir (Nahl 16/102).



Dinler Tarihi’nin ve Kur’an ayetlerinin gösterdiği şekliyle tarihte pek çok kişi ve toplum, bazı tabiat varlıklarının zararından korunmak bazılarından ise fayda temin etmek için onlara yaratılmışların üstünde özellikler, kutsiyet izafet etmiştir: Güneşe, aya ve yıldızlara tapınmışlar (Fussilet 41/37), gözlere görülemeyen varlıklara/cinlere tapınmışlar (Saffat 37/158), Yahudiler Hz. Üzeyir’i Hıristiyanlar Hz. İsa’yı Allah’ın oğlu sayarak onlara Tanrılık izafe etmişler (Tevbe 9/30) yine İslam öncesi dönemde Araplar çeşitli cisimlere, Allah’a yaklaşmada vesile oldukları iddiası ile kutsal bilerek tapınmışlardır (Zümer 39/3).



İslamiyet öncesindeki dinlerde, tabiat nesnelerini, şahısları kutsal bilme kültürü zamanla bazı Müslüman muhitlerinde de etkisini hissettirmiştir. Bazı alimlerin, önderlerin aşırı derecede yüceltilmeleri, hatasız bilinmeleri, her davranışlarının, sözlerinin ilahi bir içeriğe sahip olduğu gibi görüşler söz konusu Müslüman muhitlerinde rağbet görmüştür. Çünkü peygamberler, sıdıklar, Salihler, şehidler (Nisa 4/69) ve insanların hüsnü zannına muhatap olan melekler (Nisa 2/172) de yaratılmışlık üstü özelliklere sahip değillerdir. Onlarda diğer insanlar gibi Allah’a karşı sorumluluk sahibi ve onun kullarıdır. Müslümanların ise bu kuralların rağmına tutumların, eğilimlerin içinde olmaları kendi inançlarını yok saymaları, çiğnemeleri olacaktır.



Veli sayılan kimselerin adları anılınca “kuddise sırruhü” yada X. Yüz yıldan başlayarak kullanılmıştır. Bu deyimde yer alan sır’ın ruh karşılığında olduğu anlatılır. Buna göre Kuddise Sırruhü yada Kaddesellahü Sırruhü ifadeleri gerçekten “Allah onun ruhunu temizlesin ve arındırsın, katına yaklaştırsın” anlamında kullanılır ise bunun bir hayır duası olduğu söylenebilir. Ne var ki her türlü yanlıştan, eksiklikten uzak sayılan velilere böyle bir hayır dua anlamında bu ifadelerin kullanılması inandırıcı değildir. Çünkü her türlü yanlıştan hatadan uzak sayılan bir veliye “Allah senin ruhunu temizlesin, arındırsın, katına yaklaştırsın” denilmiş olması bir çelişkidir. Buna karşılık sufiler, temiz ruh ve nefislerin bulunduğu bir “alem-i kutsiden” söz ederler. İfadenin bu anlamı ile kullanılıyor olması hemen herkesin çevresinde şahit olabileceği yaygın bir kullanımdır.



Yine kudsi yahut kutsal yer anlamı ile bu ifadenin geniş bir kullanımının olduğu bilinmektedir. Bir yeri, şehri yada mezarı, türbeyi kudsi veya kutsal eden nedir? Bütün yeryüzünün Allah tarafından yaratıldığı açıktır. Yaratılmışlık özelliği ile yer yüzünün her tarafının aynı olduğu söylenebilir. Ne var ki yaratan yer yüzünün her tarafına farklı bir rakım, iklim ve bitki örtüsü vermiştir. Bu farklılıkların ise kudsiyet/kusallık kavramı ile açıklanması mümkün değildir. Her insanın doğup büyüdüğü, alışık olduğu çevresini başka yerlere göre daha aziz gördüğü bilinir. Ancak bu azizlik, üstünlük elbette görelidir. Bir başkası için anlamsız olabilir. Ülkeleri, şehirleri hatta camileri/mescitleri de böyle düşünebiliriz. Bunun içinde Mekke’de ki Mescid-i Haram’ın Medenide ki Mescid-i Nevevi’nin bir istisna oluşturduğu açıktır.



İstisna cümlesi içinde Mescid-i Aksa’nın da bazen yer alması gariptir. Çünkü Hz. Ömer devrinde Kudüs fethedldiğinde ortada bir Mescid-i Aksa yoktu. Yahudilerin Süleyman Mabedi adıyla bildikleri mescit Babil işgali döneminde, binlerce yıl önce yıkılmıştır. Bu gün her nasılsa bir kutsallık izafe edilen Kudüs’teki Mescid-i Aksa, Kudüs’te “Harem-i Şerif” diye bilinen bir külliyenin içindeki bir yapıdır ve başlangıcı Hz. Ömer zamanına tekabül eder. Kudüs şehrinin adı İbrani dilinde Yeruşelayim yada Yeruşalem biçiminde kullanılmışken batı dillerine de Jerusalem diye geçmiştir. Yeruşalem adı ise Arapça’ya Darüsselam olarak intikal etmiştir ve selam/barış yurdu anlamındadır. Süleyman mabedinin “beytülmakdis” diye adlandırılımasına karşılık bazen mabed ismi yerine şehir ismi olarak da rağbet görmüştür.



Beytülmakdis’in Kur’an’da “mescid-i haram” şekliyle karşılandığı (İsra 17/1) savunulmuştur. Ancak bu sırada Kudüs’te bir beytülmakdis/mescidi haram yoktur. Çevresinin mübarek kılındığı haber verilen bu mescit Süleyman Mabedi midir yoksa Kabe midir? Çoğunlukla ayette konu edinilen mescidin Süleyman Mabedi, çevresi mübarek kılınan yerinde Kudüs yahut Filistin olduğu görüşü yaygındır.



Şirk ve benzeri haramlardan arındırılmış anlamında, İslam’ın egemen olduğu her yer Müslümanlar için “kudüs’tür.”  Buna karşılık şirk ve benzeri haramların olduğu yerlerin kudüs sayılamayacağı açıktır. Taş ve toprak özellikleri ile her hangi bir yerin, şehrin kudüs yahut kutsal sayılamayacağı da bilinmektedir. Buna rağmen ramazan aylarında bazı şehirlerin, mesciterin, türbelerin ziyaretçilerinin artması eğer şöhretine veya duygulardaki karşılığı ile açıklanıyorsa bu açıklamanın dönemin şartlarına kişilerin eğilimlerine göre değişeceği de açıktır. Aksi halde bu ziyaretler, bu tür yerlere bir başkalık bir olağan üstünlük atfederek yapılıyorsa bunun dini bir temelinin bulunması bir yana aranması bile hayli sorunludur.



 



S E Ç İ L M İ Ş K A Y N A K Ç A :



Bekir Topaloğlu, Kuddüs, DİA, C.26, Ankara 2002, s.315.



Evliya Çelebi, Seyahatname, C.X, YKY, İstanbul 2007.



Günay Haral, İslam’da Kutsiyet, DİA, C.26, Ankara 2002, s.497.



Hilmi Aydın, Hırka-i Saadet Dairesi ve Mukaddes Emanetler, Kaynak Kitapları, İstanbul 2011.



İbni Battuta, Büyük Dünya Seyahatnamesi, Yeni Şafak, İstanbul tarihsiz, s.60-102.



İbnül Esir, İslam Tarihi/El-Kamil Fi’t-Tarih, Çeviren: Beşir Eryarsoy, C.II, İstanbul 1985, s.288.



İsmail Hakkı Uzun Çarşılı, Saray Teşkilatı, TTK, Ankara 1988, s.37-187-255.



İzzet Derveze, Kur’an’a Göre Hz. Muhammed’in Hayatı, Tercüme: Mehmet Yolcu, I-II, İstanbul 1995.



Kürşat Demirci, Kutsiyet, DİA, C.26, Ankara 2002, s.495.



Mehmet Aydın, Din Fenomeni, Konya 1993, s.91.



Nebi Bozkurt, Mukaddes Emanetler Tarihi ve Osmanlı Devletine İntikali, MÜİFD, Sy 13-15, 1997.



Ömer Faruk Harman, Kudüs, DİA, C.26, Ankara 2002, s323



Ragıp El-İsfahani, Müfredat, Mütercimler: Abdülbaki Güneş-Mehmet Yolcu, I-II, İstanbul 2006.



Süleyman Uludağ, Kuddise Sırrühü,  DİA, C.26, Ankara 2002, s.314.



Tahsin Öz, Hırka-i Saadet Dairesi ve Emanat-ı Mukaddese, İstanbul 1953. s.5-46

Bu 781
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com