Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

TARİHİN TAHRİF EDİLMESİ

04.05.2016 / 06:18


Tarihi tahrif etmek giderek yaygınlaşmaktadır. Eskiden bu işi yalnızca iktidarın nimetlerinden yararlanan “besleme basın” mensupları yapardı. İktidar şeflerini övmek için tarihteki her konuyu eğip bükmeye çalışırlardı. Ancak günümüz şartlarında tarihi tahrif etme hevesi, yalnızca iktidar şeflerini övme ve yüceltmenin sınırlarını aşmıştır. Bazen Türk halkını aşağılamanın bazen de “azınlık yağcılığının” bir aracı haline dönüşmüştür. Üstelik bu işi yapanların önemli bir kesimi de bilmedikleri konular hakkında ahkam keserek cehaletlerini ve savunmaya çalıştıkları görüşlerin düşük düzeyini de ortaya koymaktadırlar. Genellikle bütün kötülükleri İttihat ve Terakki’den (İTC) başlatmakta bu kesimin bir alışkanlığıdır. Bütün kötülükler İTC ile başlamış gibidir, eğer o olmasaydı senelerdir bitirilemeyen şikayetlerde başlamamış olacaktı gibi son derece ucuz bir bakış açısı ile bu konular ele alınmaktadır.



“Trakya’nın Bulgarsızlaştırılması ve Ege kıyılarının ve Karadeniz kıyılarının Rumsuzlaştırılması” bir şikayet ve ağlama sebebi olarak başlangıç yapılmaktadır. Hatırlanmalıdır ki Yunanistan ve Bulgaristan Osmanlı’ya karşı ve sömürgeci ülkelerin yardımı ile bağımsız olabilmişlerdir. Bağımsız olduklarında ise nüfusların önemli bir kısmı da Türklerden oluşmaktaydı. Topraklarını, Osmanlıdan yeni bölgeler işgal ederek sürekli büyüttükleri gibi, ülkelerinde meskun olan Türkleri de acımasız bir şekilde ve çok kanlı olarak tasfiye etmişlerdir. Hatta bu tasfiyede, yalnızca Türk olanları değil, Müslüman olan herkesi, Türk, Arnavut, Boşnak, yok etmeye çalışmışlardır. Balkanlardan böylece çok kanlı bir şekilde Sırp, Yunan ve Bulgarlar tarafından tasfiye edilen Müslüman nüfusun tehciri ele alınmadan, Türkiye’deki nüfus hareketlerini anlamak ve açıklamak gerçekçi olmaz. Üstelik zaman itibarı ile de Balkanlardan Türkiye’ye doğru yapılan tehcirler daha öncedir. Ege ve Karadeniz kıyılarının “Rumsuzlaştırılmasına” ah vah ederek yüz yıl sonra matem tutanlar Balkan Muhacirlerinin acılarını ve kayıplarını hiç hatırlamıyorlar.  Anadolu’nun “Ermenisizleştirilmesinden” derin bir acı duyduğu görülenlerin, Kafkaslardan tehcir edilenlerin acıları , kayıpları için duyarsız kalmasının sebepleri nelerdir? Siyasal mı, Psikolojik mi?



Türkiye’nin hemen her tarafında yaşamakta olan, Adige, Abaza, Çeçen, Gürcü vb. topluluklar anayurtlarını bırakarak Türkiye’ye niçin gelmiştir? 1829’da Doğu Anadolu’daki ilk Rus işgalinden başlayarak, 1878 Berlin Anlaşması ile Uluslar arası bir mahiyete ve desteğe ulaşan Ermeni Sorunu’nun 1915 tehcirine kadar, Türk, Kürt ve Zaza ayırımı yapmadan Doğuda nasıl bir Müslüman kıyımına yol açtığı göz ardı edebilmektedir? Üstelik zaman bakımından, Kafkasya’dan Türkiye’ye doğru yapılan tehcirde Ermeni tehcirinden çok öncedir. 1829’lardan başlayarak 1915’e kadar Ermenilerin yol açtığı kıyımlar da daha eskidir. Bunları dikkate almadan ve yalnızca bir kitaba atıf yapılarak (Modern Türkiye’nin Şifresi) bu konuları anlamakta anlatmakta hayli zor ve sorunlu olmalıdır. Nitekim anlatıların ne ölçüde sorunlu olduğu görülmektedir.

İttihatçıların ihdas ettiği varsayılan “Türkiye’deki Gayri Müslimleri imha ve Kürtleri asimile” etme projesinin Cumhuriyetle birlikte devam ettiği iddiasının da inandırıcılığı şüphelidir. İttihatçıların ve hele Cumhuriyeti kuran kadronun öyle İslam aşkıyla yanıp tutuşmadıkları ve bu aşk ile Gayri Müslim düşmanı olmadıkları da bilinmektedir. Bir tek Mübadele örneği bile bu iddianın yersizliğini açıklayabilir. Cumhuriyeti kuran kadro, gerçekten Türklük ve İslam aşkı ile bu İTC projesini sahiplenmiş ise, nüfus mübadelesi anlaşması ile niçin Balkanlardan hiç Türkçe bilmeyen Arnavutları ve yine hiç Türkçe bilmeyen Boşnakları Türkiye’ye kabul ederek çeşitli illere iskan etmişlerdir? Arnavutların ve Boşnakların, Müslümanlıkları sebebiyle Türkiye’de iskan edildikleri var sayılsa bile Konya / Karaman’daki Hıristiyan Türklerin, mübadele ile Yunanistan’a gönderilmesi Türklük tutkusu ile nasıl açıklanabilir?



Ülkeler arasındaki ilişkilerde “mütekabiliyet” esası olduğu gibi, halkların maşeri vicdanında da aynı karşılıklılık kuralı geçerlidir. Balkanlarda bir grup insan, sırf Türk olduğu, Müslüman olduğu için kötü muameleye maruz kalıyorsa, evi, arazisi elinden alınıyorsa, inşaat yapması engelleniyorsa hatta zorla Türkiye’ye göç ettiriliyorsa bütün bunlar “mütekabiliyet” kuralı kapsamı dışında ele alınabilir mi? Balkanlardan, Kafkaslardan Türkiye’ye, Türkiye’den de Balkanlara ve Kafkaslara doğru olan nüfus hareketleri ancak mütekabiliyet kuralı kapsamında ele alınırsa daha insani ve daha adil bir analiz yapılmış olunur. Bunun dışındaki yaklaşımlar ise bazı önyargıların tekrarından başka nedir ki?



Tek parti uygulamalarını “tekçi bir görüşle” bir şablon gibi ele almak her konuyu açıklayamayacağı gibi bazı konuları da içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Dünyanın her tarafında tek parti yönetimleri baskıcıdır, otoriterdir. Üstelik Türkiye’deki tek parti düzeni, irtica adıyla kendisi için öncelikli düşman olarak neyi seçmiştir? İrtica kavramının içinde Aleviliğe de yer ayrıldığı iddia edilebilir mi? Ama bütün askeri darbelerin bile birinci gerekçesi irtica olmamış mıdır? Tek parti düzenini, Sünni İslam anlayışının yaymaya ve egemen kılmaya çalışan bir dönem diyebilmek için emekli hakim olmak mı gerekmektedir? Eksik ve yanlış bilgilerle, tarihi tahrif etmeye çalışmak, insan aklına ve vicdanına karşı hem bir sorumsuzluk hem de bir saygısızlıktır.

Bu 1060
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com