Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
FOTOĞRAFÇISI DA CASUS ÇIKTI
AYASOFYA CAMİSİNDE ZULÜM BİTTİ
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

ERMENİ TEHCİRİ KAÇINILMAZDI

04.05.2016 / 06:15


Bilindiği gibi Osmanlı Hükümeti’nin Türkiye’den daha çok Doğu Anadolu’dan Ermenileri Suriye’ye zorla göndermesi “Tehcir” yani göç ettirme diye isimlendirilmiştir. Bu uygulamadan İzmir Kütahya Bursa ve İstanbul’da yaşayan Ermeniler istisna tutularak gönderilmemişlerdir. Tehcir uygulaması aslında 1915 Mayıs sonu Haziran ayı başında yapılmıştır. Ama Tehcir denilince 24 Nisan akla gelmektedir. Niçin? Çünkü Van’ 1915 Nisan ayı başında Ermenilerin yardımı ile Ruslar tarafından işgal edilince Osmanlı Hükümeti, Ermenilerin yardımı ile benzeri işgaller başka illerde de tekrarlanmasın diye Ermeni ileri gelenlerini, yöneticilerini 24 Nisan 1915’te tutuklama kararı aldı. Ermeniler daha sonra Tehcir’in başlangıcı olarak bu tutuklama kararının tarihini başlangıç saydılar. Böylece tarihe kayıtlara aykırı olsa bile tehcir fiilen bir ay erkene alınmış oldu.



1048’de Selçukluların Erzurum / Pasinlerde Bizans ile yaptıkları savaş ile bu bölgeye gelmeleriyle Türk Ermeni ilişkileri de fiilen başlamış oldu. Ne var ki Selçuklular Doğu bölgesine geldiklerinde bölge Bizans egemenliği altındaydı. Bölge sakinlerinin bir kısmı Ermeniydi. Selçuklularda bölgeyi Bizans ile savaşarak almışlardı. Bunun bir istisnası olarak Kars, Alp Aslan tarafından 1064’te Ermenilerden alınmıştır. Tarihte Türk Ermeni ilişkileri de genel olarak iyidir. Kendisi de Ermeni olan Urfalı Mateos’un 12. Yüzyılda yazdığı Vekayiname/kronik bu iyi ilişkinin şahitlerinden birisi sayılabilir. Tarihi dönemler Türkler yöneten Ermeniler ise yönetilen taraf olmuştur.



Bu iyi ilişkinin bozulmasının ilk örneği 1828’de olmuştur. İlk defa Erzurum ve çevresini işgal eden Ruslar bölgeden 90 bin kadar Ermeniyi alıp bu günkü Ermenistan’a götürmüştür. Rusların ve diğer Avrupa ülkelerinin çabaları ile Ermeniler arasında, Doğu bölgesinde bir “Ermenistan” kurma görüşü, çabası giderek yaygınlaşmaya başlamıştır. Berlin Anlaşmasına kadar bölgede Ermenistan kurma görüşü için bir hazırlık dönemi yaşanmıştır. 1878 Berlin Anlaşması bölgeyi Ermenistan olarak adlandırdığı gibi Ermeni Sorununu da uluslararası alana taşımış anlaşmanın tarafı olan ülkeleri bu sorunun da tarafı yapmıştır. Ermeni Sorunu da buna bağlı olarak Ermeni eylemleri de büyümüştür. Abdülhamid’in padişahlık dönemi Ermeni eylemlerinin bütün Türkiye’de İstanbul’a kadar yaygınlaştığı dönem olmuştur.



1915’te Rusların Doğu bölgesinde üçüncü işgalleri başladığında, Ermeni örgütleri de Ruslarla müttefik olarak Osmanlılara karşı eylemlerine başlamışlardı. Ermenilerin yardımı ile Van’ın işgali bu olaylarda bir dönüm noktası olmuştur. Böylece yüz yıllık bir geçmişi olan Ermenistan kurma eylemleri için de son aşamaya gelinmiştir. Rus işgaliyle bölgenin Müslüman sakinleri (Türkler, Kürtler, Zazalar) kıyıma tehcire uğrayınca Osmanlı hükümetinin de bu duruma bir çare olarak yaptığı iş Ermenilerin tehcir edilmesidir. Teslim etmek icap eder ki Tehcir olmasaydı galip bir ihtimalle Türkiye haritası bu günkü haline göre farklı olabilirdi. Mondros Mütarekesinden sonra Ermenilerin geri dönüşüne izin verildiyse de büyük çoğunluk dönmedi. Doğu bölgesinin kadim topluluklarından Ermeniler artık bölgeden dönüşü olmayacak şekilde gitmişlerdi.



Ermenileri tehciri “soykırım” olarak adlandırmaktadırlar. Batılı ülkelerin büyük çoğunluğu da aynı ismi tercih etmektedir. Batılılar için Ermeni Sorunu Türkiye’ye karşı kullanıma elverişli bir silah durumundadır. Ermeni yazarlarının tehciri, “Türklerle toprak davamız, Kürtlerle kan davamız” diye nitelendirmelerine karşılık, PKK çevreleri bile Ermeni Sorununu Türkiye’ye karşı kullanma hevesindedir. Bu sorunun kullanma heveslisi oldukça fazladır.



Ermeni Sorunu için Türkiye’nin de iyi bir sınav verdiği söylenemez. Önceleri “bu bizim değil Osmanlıların sorunu idi” görüşü baskın iken Ermeni tarafının ASALA eliyle Türkiye’ye karşı eylemleri başlayınca artık Türkiye’de resmen fiilen kendisinin taraf olduğunu kabullenmek zorunda kaldı. Bu konuda çok sayıda yazılı görsel yayınlar yapıldı. Ne var ki sorun Osmanlı döneminin işi olarak görülmeye devam edildi. Ermeniler 1828 / 1915 arasında ki olaylarda öncülük edenleri sahiplendiler isimlerini hiç unutmadılar. Türkiye tarafı ise Ermenilerin aksanı ile Abdülhamid’i “Kızıl Sultan” İttihat ve Terakki Partisi yöneticilerini de “İttihatçı Çeteler” olarak görmeye devam etti. Ermenilerin katlettiği İttihatçı Başbakan, Bakan, Komutan ve yazarların isimleri birer korku işareti sayıldı her yerden silindi. Zaten Türkiye’de Mustafa kemal Paşa adından başka bir ad bilinmediğinden, Abdülhamid, Talat Paşa, Cemal Paşa, Said halim Paşa, Bahaddin Şakir gibi isimlere Türkiye’de rastlanmaz.



Ermenilerin Tehciri ciddi bir olaydır. Teslim edilmeli ki bir dramdır. Bir halkın doğup büyüdüğü yerden bir daha geri dönmemek üzere gönderilmesi, özellikle gönderilenler için kabullenilebilir bir iş değildir. Ne var ki tehcir bir sonuçtur. Tarihi olayları sebep sonuç ilişkileri içinde ele almak açıklamak icap eder. Ermeniler de bu sonuca kendi elleriyle yaptıklarından dolayı maruz kaldılar. Ayrıca Ermeniler tehcir edilememiş olsaydı büyük ihtimalle Türkler bölgeden tehcir edilmiş olacaktı.

Bu 800
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com