Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

İSTANBUL İSLAM ZİRVESİNDEN NE KALDI

03.05.2016 / 16:59


İsrail en büyük askeri başarısını 1967 savaşında elde etti. Topraklarını neredeyse ikiye katladı. Bu savaşta Kudüs’ü ele geçirdi. 1969’da ise bir grup azgın Yahudi Mescidi Aksa’yı yakmaya kalkıştı. Tarihi cami bu yangından ciddi hasarla ortaya çıktı. Suudi Arabistan Kralı Faysal’ın öncülüğünde bu olay üzerine merkezi Cidde’de olacak şekilde bir İslam Konferansı 1969’da kuruldu. Konferans Kudüs kurtulana kadar çalışma kararı aldı. Sonra bu İslam Konferansı’nın adı değişti İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) oldu.



Ad farkı hesaba katılmazsa İİT 47 yıl önce kurulmuş. Bu süre içinde Kudüs kurtarılamadığı gibi Kudüs’ün İslam kimliği önemli ölçüde İsrail tarafından yok edildi. İslam eserleri yıkıldı. Yerine İsrail tarafından yeni iskân alanları açıldı. Dışarıdan getirilip yerleştirilen Yahudi nüfusuyla da Kudüs’ün nüfus yapısı da büyük ölçüde değişti. Özetle bu günkü Kudüs asla 47 yıl öncesinin Kudüs’ü değildir.



İİT’nin bu yapısı ve bu çalışması ile Kudüs’ün kurtarılacağı hiç de inandırıcı değildir. İşgale uğrayan elbette Kudüs’ten de ibaret değildir. Azerbaycan topraklarının bir bölümü, Keşmir, Çeçenistan, Dağıstan, Filistin’in neredeyse tamamı, Doğu Türkistan işgal altındadır. Kudüs’ün adı geçen yerlerden en önemli farkı bütün İslam ülkeleri görünüşte de olsa “Kudüs’ün işgal altında olduğunu” kabulleniyor. Diğer yerlerin işgal altında olduğu bile herkes tarafından kabul edilmiyor.



İslam Dünyasını kuşatan sorunlar için daha çok özellikle “batının sorumlu” olduğu yaygın bir görüştür. Bu görüş elbette yanlıştır. Bu sorunların ortaya çıkışında batının dahli inkâr edilemez ama bütün sorumluluk batıya yüklenirse bu açıklama yeterli olmaz gerçekçi olmaz. Günümüzde Suriye halkının çektiği büyük dramdan daha çok hangi ülkeler sorumludur? En başta İran. Irak’ta Yemen’de devam eden büyük sorunlar içinde aynı durum geçerlidir.



İİT’nın İstanbul’da 10/15 Nisan 2016’da 13. Zirvesinde Türkiye Cumhurbaşkanı T Erdoğan “mezhepçilik terör ve ırkçılık fitnesinin İslam Dünyasının ana meselesi” olduğunu açıkladı. Haksız sayılmaz. Ancak bu ana meselenin asıl sorumlusu doğrudan “Müslümanlar” değil midir? Irak, Suriye ve Yemen’de devam eden savaşlarda İran’ın yayılmacı rolünü kim inkâr edebilir?



İslam dünyası yüz yıl önce sömürgeciler tarafından işgal altındayken bu günkü sınırlara hapsedildi. Sömürgeciler bu sınırları büyük sorunlara kaynaklık edecek şekilde çizip gittiler. Ama bu ülkeler şimdi sömürgecilerin çizdiği sınırları “kutsal sınır” bilmektedirler. İslam ülkelerinin çoğusunun başında dünyada emsali az bulunur bir tran vardır. Üstelik bu tranlar batılı ülkeler tarafından da korur ve kollanırlar. İslam ülkelerinin sınırları sömürgecilerden kaldığı gibi bu gün bu ülkeleri sevk ve idare eden yönetimlerde büyük ölçüde o dönemin eseridir.



İslam ülkelerinin olabildiği kadarı ile en yüksek seviyede işbirliği içinde olmaları şarttır. Ancak bunun yakın bir gelecekte olabileceğini düşünmek hiç de akla uygun değildir. İİT’nin dönem başkanı Mısır idi. Mısır diktatörü Sisi’yi Türkiye tanımadığı için, Sisi İstanbul’a gelemedi. Gönderdiği Dış İşleri Bakanı açış konuşmasını yaptı ve T. Erdoğan’ın konuşmasını bile dinlemeden Türkiye’yi terk etti. Şimdi bu Mısır ile Türkiye hangi konuda nasıl anlaşıp işbirliği yapabilir? Üstelik Mısır’ın en büyük destekçisi de Suudi Arabistan’dır. Arabistan Kralı Selman ise İİT zirvesinin ağır toplarından birisidir.



İslam Dünyasında Sünniliğin Selefi akımını temsil eden Suudilerin Şiileri düşman saydığı kimse için sır değildir. Selefi akımın içinden kopup gelen El-Kaide / IŞİD gibi örgütler Şiileri “acele kesilip yok edilmesi gereken düşmanlar” olarak görmektedir. Hizbüllah’dan Mehdi ordusuna kadar Şii hizipler de



genel de Sünnileri özelde ise Selefileri “acilen yok edilmesi gereken düşmanlar olarak” görmektedirler.



İçinde İran’ın Suudilerin olduğu bir İİT hangi konuda anlaşarak işbirliği yapabilir? 1996’da Merhum Erbakan’ın girişimleri ile sekiz İslam ülkesi arasında (Müslüman-8 / M-8) kurulacaktı. Hüsnü Mübarek’ın itirazı üzerine Development-8 / D-8 olarak adını değiştirmek zorunda kaldı. Bu D-8’in de bu güne kadar derde deva bir işine kimse rastlamış değildir.



Avrupalılar ırk ve mezhep farkı için yüzlerce yıl biri birleri ile savaştı. Milyonlarca insan bu uğurda yok olup gitti. 20. yüz yılda her kes bir diğerini kendi mezhebine kabule zorlamaktan, diğerinin toprağını icap eden ganimet görmekten vaz geçtiği için bu günkü AB’nin zemini oluştu. Görünen odur ki İran, Suudi Arabistan gibi ülkelerde “düşman saydıkları mezhepleri” düşman olarak görmekten, komşu ülkeleri işgal etmeyi bir hak olarak görmekten, komşu ülkeleri zayıflatmak için terör örgütlerini desteklemekten vaz geçmedikleri sürece, İslam Ülkeleri arasında işbirliği olmayacağı gibi sorunlar katlanarak varlığını sürdürecektir. Bu yüzden İİT zirvesinden geriye sorunların çözümü için bir şeyin kaldığını söylemeye imkân yoktur.

Bu 783
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com