Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
FOTOĞRAFÇISI DA CASUS ÇIKTI
AYASOFYA CAMİSİNDE ZULÜM BİTTİ
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

OSMANLI MODELİ HANGİ SORUNU ÇÖZECEKTİR?

17.03.2016 / 17:14


Osmanlı idari yapısı ile ABD arasında benzerlikler arayarak ve ulus devlet eleştirisinde mutlaka Osmanlı yönetimini ideal örnek olarak savunan tezlere sıkça rastlanmaktadır. Özellikle Osmanlının “milletler sistemi” uygulaması pek çok sorunun çözüm anahtarı gibi ele alınmaktadır. Türkiye’nin yaşamakta olduğu “etnik/ayrılık” sorunun da aslında bu Osmanlı modelinin terk edilmesinin “ulus devlete” yönelmenin sonucu olduğu aynı tez içinde görülmektedir.



Altı yüz yıllık Osmanlı idari yapısının hiç değişmeden baştan sona kadar devam ettiğini iddia etmek elbette bir bilgi eksikliğidir. Yine bu uzun dönemin tamamını kapsayacak bir özetleme yapmak da epeyce müşkül bir meseledir. Yine de Osmanlı idari yapısı belki şöyle sıralanabilir, hâkimiyet anlayışı saltanata dayalıdır, çok hukukludur, milletler sistemi geçerli ve etkilidir, fetihçidir, ümmet anlayışı siyasi tercihlerinde baskındır, Osmanlı, Türkleri kendi bekasının temeli sayar, idari yetkiler sarayda/padişahta toplandığı için oldukça merkeziyetçidir, II. Mahmut döneminden itibaren (1807/1839) yönetim mevzuatında “ulus devlet” özelliği görülür. Osmanlının bilinen bu idari yapısının dönemin şartları dikkate alınmadan bir ulus devlet reddiyesi bağlamında hatırlanması gerçekçi olmaktan hayli uzaktır.



Günümüz şartlarında artık “fetihçi” bir dış siyaset “olabilecek” bir iş değildir. Osmanlının saltanat anlayışı da artık tarih olmuştur, bunu tekrar etmenin taklit etmenin hatta hayal etmenin kimseye bir faydası olmayacağı gibi her hangi bir sorunun çözümüne de katkısı olmayacaktır. Halkın kendisini yönetenleri seçmesinden daha doğal daha makul bir yönetim tarzı henüz icat edilmemiştir.



Osmanlıların geniş bir din ve mezhep özgürlüğüne sahip oldukları, milletler sistemi uygulamalarını da bu bağlamda yaptıkları bilinmektedir. Safavi isyanlarından sonra (XVI. Yy) Alevilerin, Yeniçeri Ocağının kapatılmasından sonra da (1826/1839) Bektaşi tarikatının bu din ve mezhep özgürlüğünden önemli ölçüde yoksun kaldığı bilinmektedir. Milletler sistemi Osmanlının güçlü olduğu asırlarda Osmanlının ve ilgili toplulukların faydasına iken, gerileme döneminde Osmanlının zararına ve gayri müslim toplulukların faydasına işlemiştir. Bu milletler sistemi uygulamasını her derde deva bilmek bir bilgi eksikliği ya da anlama sorunundan kaynaklanıyor olabilir. Günümüz Türkiye’sinde gayri Müslimlerin sahip oldukları haklar milletler sisteminden geri değildir. Çünkü onların hakları zaten Lozan Anlaşması (1923) ile güvence altına alınmıştır. Güvence bir yana baskı ve şiddete maruz kalanlar Müslüman çoğunluk olmuştur. Sınırların küçülmesi, nüfus mübadelesi ile Türkiye’de gayri müslim nüfusu da zaten sembolik düzeye inmiştir. Nüfus neredeyse bütünüyle tek dinli, Müslüman bir toplum halini almıştır. Buna rağmen bu nüfus yapısı dikkate alınmaksızın “milletler sistemi” arayış çabası anlamsızdır bir fantezidir.



Ulus Devlet, tekil devlet demektir. Tek hükümetin, tek resmi dilin, tek başkentin, tek meclisin, tek ordunun, tek polisin olması demektir. Türkiye’de bu idari yapıya itiraz edenler, Osmanlının milletler sitemi ile itirazlarına uzun bir geçmiş ve meşruiyet arama çabasındadır. Oysa Eflak/Boğdan ve Kırım’ın dışında Osmanlı vilayetlerinin hiçbir idari ayrıcalığı yoktur. Bütün vilayetler İstanbul’dan gönderilen valilerle/fermanlarla yönetilmiştir. Türkiye’de ulus devleti, “etnik/ayrılık” sorununun temeli bilmek bölücü akımların savunduğu bir tezdir. Bu tezi bazı İslamcıların sahiplenmesi de hem tarihi tecrübeyi yok saymak hem de günümüz Türkiye toplum yapısını dikkate almamak demektir. Akıl dışıdır gerçek dışıdır. Tarih dışıdır. M.S. 2016 Türkiye’sinde milletler sisteminin muhatabı olacak gayri müslim bir nüfus kitlesi olmadığı gibi, tekil devlet yerine federe devleti gerektirecek bir toplumsal yapı da yoktur. Tekil devleti, “İslamcılığa aykırı bulanlar”, Türkiye’nin kaç federe devlete, kaç hükümete bölüneceğini de açıklamalıdırlar. Aksi halde “ulus/tekil devlet” itirazı bir fantezi olmaktan öteye geçememektedir.



Türkiye’de ki terör örgütlerinin arkasında mevzilenen İran gibi komşuları, ABD gibi müttefikleri görmeden, “etnik/ayrlıkçı” sorunun tekil devletten kaynaklandığı tezi, gerçeğe, olup bitenlere göz kapatmaktır. Osmanlının son yüz yılı etnik/dini isyanlarla geçmiştir. Osmanlının idari yapısı bu isyanların çıkışına engel olamadığı gibi bitirilmesine de yeterli olmamıştır. Genel olarak, şer’i örfi ve milletler sistemi diye isimlendirilen Osmanlının çok hukuklu yapısı da dini/etnik isyanlara çare olmamıştır. Bu yüzden günümüz Türkiye’sinin yaşamakta olduğu sorun bir “terör sorunudur.” Coğrafi bir bölgenin bir etnik gruba tahsis edilmesi, bir etnik grup için ayrı bir federe devletin ihdası ya da başka bir etnisite için ayrı bir hukuk sisteminin oluşturulması, bölücülük akımını ödüllendirmekten, bu akıma ayrı bir alan ayrı bir imkân tahsis etmekten başka hiçbir anlam taşımaz. Türkiye’de bazı vatandaşların farklı etnisiteden gelmeleri bir hak kısıtlılığının gerekçesi olamayacağı gibi bir hak/hukuk ve siyasi ayrıcalığın da gerekçesi olamaz. Türkiye’nin etnik/ayrılıkçı” terörü ile bu kadar çok uğraşmasının temel nedeni, Osmanlı idari yapısına uzaklığı değil savunmasını sadece kendi sınırları içinde yapmaya çalışmasıdır.






 


 
Bu 870
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com