Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
ABD'NİN İRAN'A ASKERİ SALDIRI SEÇENEKLERİ VAR MI?
MUHARREM TÖRENİNDE KENDİ KAFASINI KESTİ
ABD'NİN FAVORİ DİKTATÖRÜ SİSİ
ABD'DE UYGUR TÜRKLERİ TASARISI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

İRAN’DA SEÇİMLERİ KİM KAZANDI

04.03.2016 / 09:17






26 Şubat 2016’da İran’da Uzmanlar Meclisi (Hubregan) ve İslam Şura Meclisi seçimleri yapıldı. İran’da seçimlere katılmanın şartı Şuray-ı Nigehban tarafından onaylanmaktır. Nigehban 12 kişiden oluşan bir komisyondur. Bunlar doğrudan yada dolaylı olarak Rehber Hamaney tarafından seçilen kişilerden oluşur. Nigehban bir çeşit Anayasa mahkemesi ve yüksek seçim kurulu niteliğindedir. Bu demektir ki İran’da seçimlere katılmanın şartı Hamaney’in olurunu almaktır. Alamayanlar seçime katılamazlar. Nitekim son seçimde Ayetüllah Humeyni’nin torunu Hasan Humeyni müracaat etmesine rağmen adaylığı kabul edilmemiştir.



Uzmanlar yada Hubregan Meclisi ise 86 kişiden oluşmaktadır. Bu meclis Hamaney’in yerine seçilecek kişiyi belirleyecek olan meclistir. Elbette bu meclise aday olmak isteyenlerin müracaatını da Nigehban’ın onaylaması gerekir. Aksi halde aday olamazlar. Hamaney’in kendisinden sonra seçilecek kişiyi de dolaylı olarak “Nigehban tarafından uygun görülen” kişiler aracılığı ile tayin ettiğini söylemek abartı olmaz. Hubregan üyelik süresi sekiz yıldır. Seksene merdiven dayamış sağlığı bozuk Hamaney yerine onun tarafından onaylanan yeni seçilen üyeler böylece muhtemelen bu süre içinde onun yerine gelecek olan yeni rehberi de tayin etmiş olacaklar.



İslam Şura Meclisi unvanını taşıyan meclis ise doğrudan doğruya parlamento görevini yürütmektedir. Meclis’i özgür n çıkardığı yasaları hem Rehberin hem de Nigehban’ın veto etme yetkisi vardır.



Elbette İran’da muhalefetin varlığı düşünülemez. Yabancı basın tarafından adaylar, “ılımlı, muhafazakar, radikal” gibi vasıflarla gruplandırılışalar bile bu grupların özgür bir ülkede görülebilecek türden bir muhalefet özelliği taşıması imkansızdır. Çünkü daha adaylık aşamasında çok sıkı denetimden geçirilen aday adaylarının gerçekten bir muhalefet oluşturması düşünülemez. Bu gruplar arasında, kişisel rekabetlerin, şehirler arası, bölgeler arası ya da etnik topluluklar arası rekabetlerin refleksleriyle davranmaları her zaman mümkündür. Ancak bu tür davranışların da farklı bir siyasi görüşe sahip olma, muhalefet olma özelliğinden uzak olduğu da açıktır.



İran’da 15 Kasım 1979’da halk oylaması ile kabul edilen ve bazı değişikliklerle halen yürürlükte olan anayasaya göre rehber: “Veliyyi Asr (Mehdi)’ın yokluğunda, İran’da ümmete imamlık yapacaktır.” (mad.5) Rehberin seçimini Hubregan meclisi yapacaktır. Rehberin yetkileri: Anayasayı koruma kurulu üyelerini (Şurayı Nigehban), yüksek yargı makamlarını seçimlerini, genel kurmay başkanını, devrim muhafızları komutanını tayin etmek, silahlı kuvvetler başkomutanlığını yapmak, Milli savunma yüksek şurasını teşkil etmek, kuvvet komutanlarını tayin etmek, savaş, barış ve seferberlik ilan etmek, seçilen cumhurbaşkanını onaylamak, azletmek, mahkumları affetmek yetkilerine sahiptir. Elbette rehberin görev süresi de ölünceye kadardır. (mad.110) İran devrimi lideri Humeyni’nin 1989’da vefatından sonra yerine gelen Hamaney 27 yıldır iktidardadır.



Görüldüğü gibi İran’da iktidarın gerçek sahibi rehberdir. Rehber seçiliyormuş gibi yapılıyor ise de dolaylı olarak kendi kendini seçmektedir. Rehberin bütün bu yetkilerine karşılık ne mecliste ne de her hangi bir mahkemede yaptıklarından dolayı hesaba çekilemez. Yani dokunulmazdır. Bu yüzden İran’da ki seçimlerin de seçimi kazananların da bir kıymeti harbiyesi olamaz.



İran’da ilk anayasalı yönetim 1906’da olmuştu. O dönemde Kaçar Hanedanlığı vardı. Federasyon diye nitelendirilebilecek bir idari yapı (memalik-i mahrusa) vardı. Dönemin Kanuni Esasisi ile şaha verilen yetkiler bu günkü anayasanın rehbere verdiği yetkilere göre daha azdır. İran’da kendini Veliyyi Asr’a (mehdiye) nispet eden bir diktatörlük vardır. 1979 anayasası, 1906 Kanun-i Esasine göre hak ve özgürlükler bakımından daha geri, rehberlik adıyla dini bir diktatörlük tesis etmek bakımından da ondan daha ileri bir içeriğe sahiptir.



Celal Bayar’ın anılarına göre, Eylül 1937’de Başbakan yapıldığında, M. Kemal Paşa’ya giderek: “efendim başbakan olarak görev ve yetkilerimin sınırını bilmek isterim” der. Mustafa Kemal’de ona: “Bak Celal bey, valilere, emniyet müdürlerine, büyük elçiliklere, yargıya, orduya, milli eğitime karışma. Bunların dışında serbestsin” der. İran’da cumhurbaşkanlığını kazanan kişinin konumu Celal Bayar’ın konumuna benzemektedir. Bir önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Hasan Ruhani, tutuklu muhalif liderlerden, Humeyni döneminin Başbakanı/Cumhurbaşkanı Mir Hüseyin Musavi’yi serbest bırakacağını vaat etmesine rağmen bu sözünü yerine getirememiştir. Çünkü İran’da rehbere muhalefet etmek “hainlik” sayılır. Dünyanın neresinde olursa olsun, diktatöre muhalefet hainlik sayılır. İran’da rehbere muhalefet hem ülkeye ihanet hem de sapıklık dinsizlik sayılır.



Bu yüzden İran seçimlerinde Tahran’da ılımlılar, taşrada muhafazakarlar seçimleri kazandı gibi başlıkların, vurguların hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. İran seçimlerinin tek galibi Hamaney’dir. Üstelik Hamaney hiçbir seçime girmediği halde bütün seçimlerin galibi durumundadır.




 




 



 





 


Bu 924
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com