Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
ABD'NİN İRAN'A ASKERİ SALDIRI SEÇENEKLERİ VAR MI?
MUHARREM TÖRENİNDE KENDİ KAFASINI KESTİ
ABD'NİN FAVORİ DİKTATÖRÜ SİSİ
ABD'DE UYGUR TÜRKLERİ TASARISI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

AKADEMİSYENLERİN ŞANTAJI

22.01.2016 / 07:44


Akademi akademisyen Yunanca kökenli bir kelimedir. Akademi, daha çok ilim adamları, sanatçılar edebiyatçılar anlamında kullanılırken akademisyen doğrudan bilimle edebiyatla sanatla uğraşanlar anlamındadır. Türkiye’de 1933 Üniversite kıyımından beri bu kavramlar oldukça rağbet görmektedir.

Geçen haftanın dikkat çeken olaylarından birisi 1128 akademisyenin hükümete karşı yayınladığı bildiri olmuştur. Bildiri de terör olaylarına karşı yürütülen operasyonlardan doğrudan, cumhurbaşkanı, hükümet sorumlu tutulmuştur. Bilimsel ahlakın temel bir kuralı olan “tarafsızlık” bu bildiride hiç yoktur. Çünkü terör olayları nedeniyle PKK’ya yöneltilen hiçbir eleştiri yer almamıştır. Bildiri bu haliyle ahlaksızlık örneğidir.

Bildiri de hükümetten “koşulsuz olarak müzakerelere geri dönülmesi ve toplumun geniş çoğunluğunu temsilen bağımsız gözlemci taraf olarak müzakerelerde bulunmak istediklerini” açıklamışlardır. Bildirinin bu içeriğine imza atanlar nasıl tarafsız gözlemci olacaktır? PKK içinden bir heyet benzeri bir bildiri yayınlamış olsaydı bundan farkı olur muydu?

Bildiriyi hazırlayanların Türkiye’nin akademisyenleri olduğuna inanmak çok zordur. İranlı, Rusyalı yada ABD’li bir heyet bu konuda bir bildiri yayınlasaydı bundan daha makul olabilirdi. Bir ülkeye içerden düşman olmanın açıklayıcı ve ibretlik bir örneği ancak bu kadar olabilir. PKK’ya karşı yürütülen mücadelede cephe gerisini zayıflatan bu heyet yazık ki Türkiye’nin akademisyenleri unvanını taşımaktadırlar.

Bildirinin arasına gizlenmiş olan bir tehdit ise oldukça önemlidir. Çünkü bu akademisyen heyeti, “ilgili uluslar arası kuruluşlarla Türkiye’nin bu operasyonları hakkındaki temaslarını kesintisiz sürdürecekleri” belirtilmektedir. Kimlerdir bu uluslar arası kuruluşlar? PKK’lıların yıllardır “üçüncü göz” vb isimlerle temin etmeye çalıştıkları işi şimdi akademisyenler gönüllü olarak üstlenmiştir. Bu uluslar arası kuruluşlar hangi sömürgeci ülkenin güdümündedir? Türkiye’ye karşı hangi sömürgeci politikaları için aradıkları bahaneyi bu akademisyen heyeti temin edecektir? Bu tehdit şantaj cümlesini rastgele ve yanılarak yer aldığını düşünmek büyük bir hata olur.

1913 ikinci Balkan savaşında, “Edirne’yi Enver almasında Bulgarlar da kalsın” hainlik anlayışı belli ki Türkiye’nin akademik çevrelerinde hayli etkilidir. Bu çevreler T. Erdoğan’ın, hükümetin başarısız olması için “Türkiye’nin bölünmesine de işgale uğramasına da” hazırdır.

Bildiri de operasyon yapılan ilçelerde ki her türlü can ve mal kaybından Türk Hükümeti sorumlu tutulmaktadır. Oysa bu ilçelerin halkı fırsat buldukça, PKK’nın tarafına değil, hükümetin, Türkiye’nin tarafına göç etmektedir. Şimdi bu ilçelerdeki can ve mal kaybından bu halk hükümeti sorumlu tutsa neden Türkiye tarafına göç ederek ölümü seçmiş olsun? Belli ki bu ilçelerin halkı akademisyenlerin bildirisini, iddialarını yalanlamaktadır.

Akademisyen bildirisinde “Hükümetten Kürt Siyasi iradesinin taleplerine göre bir yol haritası hazırlaması” istenilmektedir. Türkiye’nin akademisyenlerinin gözünde PKK “Kürt Siyasi İradesidir.” Şimdi düşünmek lazım; Hangi ülkenin akademisyenleri, o ülkede ki terör örgütünü “siyasi irade” sayar? Böyle bir ülke örneği yoktur. 1933’ten sonra üniversitelere yerleşen sorunlu kafa, 27 mayıs darbesine öncülük etmiştir, özgür seçimleri kazanan bütün siyasi iktidarlara karşı düşman olmuşken askeri darbecilerin önünde yerlere kadar eğilmiş, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesinden sonra, darbe lideri Kenan Evren’e İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde “fahri hukuk doktoru” unvanı bile vermiştir.

Bildiriye hükümet çevrelerinden gelen tepki üzerine, 2011 genel seçimlerinde PKK’nın milletvekili adaylarından olan Baskın Oran verdiği cevapta: “Kürtlerin 1919’dan beri aldatıldığını” iddia etmiştir. Açıktır ki akademisyenler sorunun geçmişini taammüden yanlış analiz ettikleri gibi sonuçlarını da yine taammüden yanlış analiz etmektedirler. PKK’nın tarih tezlerini sahiplenerek tekrarlamak bilimsel bir değer taşır mı? Taşımaz ama böyle bir işi yapan Baskın Oran gibilerin bilimsel formasyondan tarafsız bilgiden ne kadar uzaklaştıklarını, PKK’ya yaranmak için yarıştıklarını gösteren ibretlik bir örnektir.

Türkiye’de artık bir Kürt Sorunu yoktur. PKK Türkiye’ye karşı İran, Rusya, ABD ve İsrail adına bir vesayet savaşı sürdürmektedir. PKK’nın bu güne kadar var olması da komşu ülkelerin ve en çok da AB’nin katkıları nedeniyledir. Türkiye’yi yönetenlerin operasyonları bırakması, bu akademisyen şantajına, tehdidine boyun eğmesi olacaktır. PKK’ya vesayet savaşı desteğini imkanını sağlayan ülkelerin siyasetlerine teslim sonucunu doğuracaktır.

Bu 704
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com