Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
FOTOĞRAFÇISI DA CASUS ÇIKTI
AYASOFYA CAMİSİNDE ZULÜM BİTTİ
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

SURİYE CEPHESİ

07.01.2016 / 19:28


Suriye’de iç savaşın beşinci yılı bitmek üzere. Suriye iç savaşı bir vekalet/vesayet savaşı sayılmaktadır. Suriye’ye el atan ülkeler destekledikleri gruplar eliyle rakip saydıkları ülkelere karşı bir savaşın içindedirler. Başından beri bu savaşın tarafı sayılan Türkiye, dışarıda Rusya-İran-Esat ittifakının içerde ise bu ittifak uzantılarının ağır eleştirilerine hatta saldırılarına uğramaktadır.

Hatırlanmalıdır ki 1963’te Baas Partisi bir darbeyle yönetimi ele geçirmişken 1970’te ise Hafız Esat parti içi bir darbeyle yönetimi ele geçirmiştir. O tarihten beri Baas Partisinin Suriye’de işlemediği zulüm yapmadığı kötülük kalmamıştır. Bütün bu zulümlerin bir sonucu olarak, Arap baharının da etkisiyle 20 Mart 2011’den itibaren Dera şehrinde başlayan yönetim aleyhtarı gösterilere katılanların katledilmeleri üzerine, gösteriler bütün ülkeye yayılmıştır. Muhalefet gösterilerinde hükümetin sürekli katliam yapmasına karşılık, muhalifler ilk üç ayda silah kullanmamış ama haziran 2011’den beri muhaliflerinde, saldırgan rejim güçlerine karşı silah kullanması ile başlayan iç savaş günümüze kadar gelmiştir.

Suriye’de iç savaş başladığında Suriye ile Türkiye arasındaki siyasi ilişkiler oldukça iyi ve üst seviyedeydi. Bu iyi ilişkiler de Ağustos 2011’e kadar devam etti. Türkiye’nin Suriye’deki bu olayları başlattığı hiç inandırıcı değildir. Aksine olayların başlangıcında Türkiye, muhalefetle değil Suriye hükümeti ile çok yakın ilişki içindeydi.

Bir halk kendisine karşı işlenen zulümlere ne kadar dayanabilir? Bu halkın dayanma gücü bittiğinde bir karşı hareketin, tepkinin olması kaçınılmaz değil midir? Bazı çevrelere göre, İran halkı Şah’ın zulmüne karşı isyan ettiğinde, bu isyan İran halkının meşru bir hakkıydı. Hiçbir yabancı ülkenin İran halkının Şah’a karşı isyanında dahli aranamaz doğrudan Şah’ın yaptığı zulümler halkın isyanını kaçınılmaz etmiştir.

Ne var ki aynı çevrelere bakılırsa Suriye halkının isyanı meşru görülemez. Baas Partisi 1963’ten beri her türlü katliamı/kötülüğü yapmış olsa bile Suriye Halkı, Baas diktatörlüğüne sabretmek zorundadır. Çünkü Suriye Hükümeti İran’ın müttefikidir. Bu yüzden Suriye halkının isyan etme hakkı yoktur. Üstelik ABD ve müttefikleri Suriye rejiminin değişmesini istediklerinden dolayı, Suriye’de ki muhalefet “aslında bir kurgudur/icattır”. Batı Rusya-İran-Suriye ittifakını kırmak için “Suriye’de ki olayları kurgulamıştır.” “Suriye’de ki muhaliflerin tümü ABD güdümünde teröristtirler.” Yine bu çevrelerin iddialarına bakılırsa terörist saydıkları muhalifleri “tümüyle baas güçleri” öldürürken, “sivil halkın zarar gördüğü katliamları NATO güçleri” yapmaktadır. NATO’nun Suriye’de hiçbir operasyonu olmayışına karşılık bu görüşler beş yıldır tekrarlanmaktadır ve şaşırtıcı olan ise bu görüşlere inanmak için hazır bekleyen bir kitlenin olmasıdır.

Son aylarda içlerinde generallerinde olduğu çok sayıda asker cenazesi İran’a giderken haber olmaktadır. Bu durum Suriye’deki İran askeri işgalini/varlığını görünür hale getirdiği gibi tükenen Baas güçlerinin yerini de hızla İran’ın doldurmaya çalıştığını göstermektedir. Ekim ayından itibaren Rusya savaş uçaklarının da Suriye’de muhaliflere karşı saldırıya başlaması,  vesayet savaşını yeni bir merhaleye taşımıştır. Ayrı hareket etme iddiasındaki PKK/PYD’nin de Rusya-İran-Hizbüllah ile birlikte Suriye’de muhaliflere karşı saldırıya geçmesi, üstelik PKK/PYD’nin ABD ve müttefiklerince hava desteği ve malzeme yardımı ile korunması, ABD ve müttefiklerinin Baas’a karşı muhalefeti desteklediği iddialarının bir “Acem Palavrası” olduğunu göstermiştir. İran-Rusya ve PKK ittifakı Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılara karşı tutumunu, “teröre destek” saymakta ve Suriyelilerin Türkiye’ye girişlerinin engellenmesini istemektedirler. 1944’te Türkiye’ye sığınan Azerbaycanlı Türklerin SSCB’ye teslim edilmesi ve sınırda Boraltan Köprüsü’nde bu Türklerin kurşuna dizilmesi olayına benzer bir onursuz siyaseti Türkiye’den istemektedirler. Oysa Türkiye’nin mazlum Suriyelilere yardım etmesi, bir insanlık görevidir bir onurdur.

Türkiye, kendi halkını katleden zalim bir diktatöre karşı Ağustos 2011’den itibaren Suriye muhalefetine destek olmuş, rejim güçlerinin saldırısı sonunda can derdiyle sığınan Suriyelilere ev sahipliği yapmıştır. İran-Rusya ve ABD desteği ile PKK/PYD’nin Suriye’nin kuzey bölgesini bütünüyle ele geçirme girişimleriyle Türkiye güneyden kuşatılmaya çalışılmaktadır.

Cerablus/Mare hattını Türkiye kendisi için “kırmızı çizgi” ilan etmesine rağmen İran ve Rusya destekli PKK/PYD’liler Fırat’ı geçerek bu bölgeyi işgale başladılar. Türkiye’nin mazlum Suriye halkına gösterdiği ilgiye karşılık, güneyden kuşatılmasına bir pasif tepkiyi aşamamıştır. Türkiye içinde artan PKK saldırıları, Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta ki Rusya-İran işgallerine itirazını engellemeye yönelik olmalıdır. Ne var ki güneyden kuşatılmasına fiili bir müdahalesi olmadıkça, Rusya-İran ve PKK tarafından Suriye Direnişi boğulacaktır. Türkiye kolayca telafi edemeyeceği bir kötü sonuçla karşılaşacaktır.



 

Etiketler: SURİYE CEPHESİ
Bu 964
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com