Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ
CHP CAMİLERİ MÜZE YAPACAK

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Sri Lanka Modeli Yada Sur’dan Suriye Çıkarmak

20.12.2015 / 00:00


Türkiye’de 1978’den beri silahlı mücadele veren PKK neden bitirilememiştir? Bu sorunun cevabı elbette çok uzundur. Türkiye’de ki siyasi iktidarların  bu konu için çok farklı siyaset takip etmeleri ve Türkiye’nin yakın çevresinde olup bitenler sorunu büyüttü, uzattı. Yüz yılı aşkın bir süreden beri var olan Kürt Sorunu üzerine PKK bir çeşit tekel oluşturmuştur. Baba Esat’ın PKK’ya on yıl ev sahipliği yapması, önce İran/Irak Savaşı ardından birici ve ikinci körfez savaşları PKK’nın ömrünü uzatan nedenler arasında ilk akla gelenlerdir.



Benzer sorunlara sahip olan İspanya (ETA) ve İngiltere (İRA) gibi ülkelerde silahlı mücadele veren gruplara siyaset yolunun açılması, zaman içinde silahlı mücadelenin şiddetini önemli ölçüde azaltmıştır. Türkiye’de benzeri bir yöntemin takip edilmesi halinde PKK’lıların silahlı mücadeleye ihtiyaç duymayacakları, demokratik temsillerinin sağlanmasının silahlı mücadeleyi etkisiz kılacağı görüşü epeyce taraftar toplamıştır. Bunun bir sonucu olarak 1991 genel seçimlerinden başlayarak PKK’lılar çeşitli adlar altında genel ve yerel seçimlere hatta 2014’te Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bile katılmıştır.



Ne var ki Türkiye’nin şartları İspanya ve İngiltere gibi ülkelerden çok farklı olduğu gibi PKK’ya siyasi alanın açılmasından ortaya çıkan sonuçta çok farklı olmuştur. Bu gün 100’den fazla ilçe ve ilin belediyesi PKK’nın elindedir. 1 kasım genel seçimlerde % 11 civarında oy almışlardır. Ancak bu seçim sonuçları ne PKK’nın terör faaliyetlerinde ne de ona katılanların sayısında bir azalmaya neden olmamıştır. 1991’e göre hemen her alanda PKK daha etkili daha güçlü ve bir durumdadır. Suriye iç savaşının da PKK’ya yeni fırsatlar çıkardığı açıktır. Türkiye Devleti’nin PKK’ya karşı uyguladığı temel siyasetlerin işe yaramadığı ortaya çıkmıştır.



Ak Parti iktidarı da muhtemelen bu sonuçtan yola çıkarak “hemen herkesi ilgilendiren hak ve özgürlüklerin önünün açılması, demokrasi üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması halinde PKK’nın etki alanının azalacağı, terörü, şiddeti bırakacağı”  hareketle “bir çözüm süreci” uygulaması başlatmıştır. Bu süreç içinde Öcalan, olağan meşru bir siyasi lider durumuna gelmiştir. Artık onun sözleri resimleri bilbordlarda görünür olmuştur. Cezaevinden gönderdiği mektuplar şehir meydanlarında on binlerin önünde okunur duruma gelmiştir. PKK’lı milletvekilleri hemen her hafta Öcalan ile haftalık olağan görüşme yapar olmuştur. Medyada Öcalan’ın görüşleri olağan meşru siyasi liderlerin görüşlerinden daha çok konuşuldu tartışıldı. Öcalan ve PKK’nın Kandil’deki yöneticileri ile varılan mutabakata göre PKK’nın silahlı unsurları Mayıs 2003’te Türkiye sınırlarını terk etmiş olacaktı. Ne var ki PKK tarafı bu mutabakata uymadığı gibi 2003/2004 yıllarını daha büyük bir savaş  için hazırlık yaparak silah ve mühimmat yığarak geçirmiştir.



PKK gibi kan dökmeyi kutsal bilen, başta İran olmak üzere pek çok ülkenin istihbaratı ile gizli açık ilişkileri olan bir örgütle yapılacak mutabakatın hiçbir işe yaramayacağını zaman göstermiştir. PKK’yı ETA veya İRA gibi bir örgüt sanmak, demokrasiye evrileceğini beklemek büyük bir yanlıştı. Bu yanlış 2015’e kadar çeşitli biçimlerde tekrarlandı. Benzeri yanlışların tekrarı da bir sonuç getirmeyecektir. Hak ve özgürlüklerin genişletilmesi PKK terörünü ortadan kaldırmadığı gibi, “bu hak ve özgürlükler PKK mücadelesiyle oldu” gibi bir propagandanın da zemini olmuştur.



30 yılı aşan bir sürede kırsalda PKK ile yapılan çatışmalar bu günlerde Sur, Cizre, Nusaybin, Silopi gibi ilçelerle artık şehirlere taşınmıştır. PKK çevreleri şehirlerdeki çatışmaları büyük bir müjde gibi “iç savaş” diye adlandırmaktadır. Bunun iç savaş olmadığı açıktır ki mağdur olan Kürt nüfusu, Türklerin çoğunlukta olduğu il ve ilçelere doğru göç etmektedir. Oysa Bosna Hersek’te Boşnaklar ve Sırplar arasındaki iç savşta böyle bir durum hayal edilemezdi, Boşnaklar veya Sırplar diğer tarafın çoğunlukta olduğu yerlere asla göç edemezdi. PKK terörüne karşı yapılan mücadele sırf bu yüzden dahi iç savaş özelliği taşımıyor. Her ne kadar Cengiz Çandar benzeri kimseler tahayyül ettikleri “Esedüllah” adlı bir örgütün iç savaşı hazırladığını iddia etseler bile bu iddia daha çok onların isteği durumundadır.



1983/2009 arasında Sri Lanka’da silahlı mücadele veren Tamil Kaplanları yöneticileri ile birlikte binlercesi ordu tarafından öldürülerek yok edilmiş, terörle mücadele konusunda ortaya ayrı bir örnek çıkmıştır. Sri Lanka ile Türkiye’nin şartları elbette farklıdır. PKK’ya her türlü desteği veren ülkelere karşı Türkiye’nin işlerini kolaylaştıracak benzeri imkanları fazlası ile vardır. Sur’da ki çatışmalardan bir Suriye örneği çıkmaz ama Sri Lanka örneği çıkabilir.

Bu 820
Yazarın Diğer Yazıları

YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com