Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

TBMM’DE YEMİN KAVGASI

03.12.2015 / 07:40


Bilindiği kadarı ile dünyada hemen her meclisin açılışında, meclis üyeleri yemin ederek görevlerine başlamış olurlar. Bu genel geçer kural elbette Türkiye içinde geçerlidir. Türkiye ’de ki meclis tarihine bakıldığında şu bilgiyle karşılaşılır; 20 Mart 1877’de açılan ilk Osmanlı mebusan Meclisinde ki yemin metni şöyle idi: “Zat-ı Hazret-i Padişahîye ve vatanıma sadakat ve kanun-i esasi ahkâmına ve uhdeme tevdi olunan vazifeye riayetle hilafından mücanebet eyleyeceğime kasem ederim.” Meclis’in Ankara’ya taşınmasından sonra 1920’de milletvekillerinin ettiği yemin metni ise: “Hilafet ve saltanat ve vatan ve milletin istihlas ve istiklâlinden başka bir gaye takip etmeye ceğime vallahi.” Dönemin şartlarına göre 1924 Anayasası ile yemin metni şu şekle dönüş müştü: “Namusum üzerine söz veririm ki: Vatanın ve milletin mutluluğuna, esenliğine, milletin kayıtsız şartsız egemenliğine aykırı bir amaç gütmeyeceğim ve Cumhuriyet esaslarına bağlılıktan ayrılmayacağım.” 1961 Anayasasında yeminin içeriğinde değişiklik artar: “Devletin bağımsızlığını, vatanın ve milletin bütünlüğünü koruyacağıma; Milletin kayıtsız şartsız egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine bağlı kalacağıma ve halkın mutluluğu için çalışacağıma namusum üzerine söz veririm.” Nihayet 1982 Anayasası ile Milletvekili yemin metni uzayarak en son şeklini almış oldu: “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne demokratik ve lâik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim.” Görüldüğü gibi 1877 yemininde hayatta olan bir padişaha bağlılık esas alınmışken 1982’de ölmüş olan bir padişaha bağlılık esas alınmıştır. Geri kalan cümleler ise dönemin şartlarına göre artıp azalmaktadır. 1 Kasım seçimlerinden sonra TBMM’de milletvekilleri 17 Kasım 2015’te yemin ederken HDPKK Ağrı Milletvekili Leyla Zana, Meclis Locası’nda bulunan CB’nı T. Erdoğan’a Kürtçe olarak “onurlu bir barış istediklerini” söylemiş yemin metninde geçen Türk Milleti kelimeleri ni de “Türkiye milleti” diye okuduğu için yeni bir tartışmaya neden oldu ve ettiği yemin de geçersiz sayıldı.

Zana ilk defa 20 Ekim 1991 seçimlerinden sonra katıldığı yemin töreninde de yine Türk Milleti yerine “Türkiye halkları” ifadesini kullandığı için o dönemde de büyük tartışmalara neden olmuştu. Bundan sonra iki dönem daha milletvekili yemininde olay çıkarmayan Zana 17 Kasım 2015 yemin töreninde de tartışma çıkarmayı başardı. Aslında sözlük anlamı itibarı ile Türk Milleti ve Türkiye Milleti arasında büyük bir fark yoktur. 1924 Anayasası Mad.88’de de “Türkiye ahalisi” gibi bir deyim kullanılmaktadır. Ne var ki Zana’nın konu hakkındaki sabıkası ve yeminden önce Kürtçe “onurlu barış istediğini” söylemesi konuya bambaşka bir görünüm kazandırmıştır. CB T. Erdoğan’dan onurlu bir barış istenmesi, Türkiye’de barışı bozan tarafın PKK değil, devlet yada T. Erdoğan olduğu iddiasını göstermektedir. Bunun haksız bir önyargı olduğu açıktır. Milletvekili yemin metninin çok sorunlu ve kabul edilemez olduğu açıktır. Milletin vekillerinin temsil ettikleri millete sadakat yerine 77 yıl önce ölmüş bir insana sadakate mecbur sayılması aklın vicdanın razı olacağı bir iş değildir. Belli ki Milletvekilleri hala milletin vekilleri değil Atatürk’ün vekilleri yada memurları sayılmaktadır. Ne var ki Zana’nın yemin esnasında değiştirdiği kelimelere bakıldığında derdi çok başkadır. Türkiye’nin mevcut idari yapısına, “Türk milleti” kelimelerini değiştirerek itiraz etmeyi bir varlık sebebi saymaktadır. Türk adına, varlığına itiraz etmek PKK bir geleneğidir. O geleneğe göre, Türk adına varlığına itiraz etmek, Kürt’ün varlık nedenidir. Malum nedenlerden dolayı PKK’nın gelenek haline getirdiği bu tutumun bazı “İslamcılar” tarafından da mutlulukla kabullenildiği bilinmektedir. Bu çevrelerde “Ulustan ümmete geçiş” dedikleri evre için Türk adını varlığını bir engel görmektedirler. Çünkü onların iddiasına göre, Türk kökenli olmayan azınlıklar için, Türk adı bir baskı ve sindirme aracıdır, sembolüdür. Ne var ki hiçbir makul temeli olmayan, Ermeni/Rum vb azınlıklar adına da talep edilen bu tutum “İslamcılık” etiketiyle pazarlanmak tadır. Bu sorunlu, azınlıkçı ama çoğunluğa hasım anlayışa göre Türkiye’de “İslamcılığın” önünde Türk adı da varlığı da bir engeldir. Bu sorunlu anlayıştır ki senelerdir Hrant Dink için yas tutmaktadır. Zana’nın azınlık milliyetçilik asabiyesiyle olan her çıkışını şiddetle alkışlamaktadırlar. Zana vb isimlerin ırkçılığını, marksistliğini İslamcılıkları için sorun saymayan bu “hastalıklı azınlıkçı İslamcılık” anlayışı “Türk’ü” sorun sayabilmektedir.



 

Bu 1005
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com