Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ
CHP CAMİLERİ MÜZE YAPACAK

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Üniversite reformu değil, üniversite yıkımı

23.11.2015 / 00:00


Her nasılsa yalanın en rahat, en korunaklı bir şekilde söylendiği alanlar resmi tören alanları olmaktadır.  Bu alanlar gerçeğin en çok aşağılandığı, saldırıya uğradığı alanlardır. Üstelik bu işi yapanların bir meydan savaşı yönetiyormuş havası ile kibirle kuşanmış hali bile bir tedirginliğin örtülme çabası gibi durmaktadır.

Batı’da ki benzerlerine göre, Darülfünun adıyla ilk defa bir üniversite İstanbul’da padişah Abdülaziz döneminde 1870’te açılır. Bu herkesin bildiği basit yalın gerçeğin yok sayılması nasıl olabilir: “Türkiye’de ilk üniversite 1933’te açıldı.” Eğer öyleyse Darülfünun’un 63 yıllık tarihi nasıl yok sayılacaktır? Yoksa Darülfünun bir Sıbyan Mektebi miydi?

1930’da çıkarılan bir kanun ile Hükümet’e Darülfünun açma ve kapatma yetkisi verilir. Dönemin hükümeti de elbette bu kanunun verdiği yetkiyi Türkiye’nin bir tek Darülfünun’unu kapatarak kullanır. Bu iş için görevlendirilen kişi de dönemin Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’tir. Hükümet durup dururken buna neden ihtiyaç duymuştur? Hükümet önce Darülfünun’u kapattığını ilan eder. Dolayısı ile Darülfünun’un bütün hocaları tasfiye edilmiş olur. Sonra onun yerine İstanbul Üniversitesi’nin kurulduğu ilan edilir. Tasfiye edilen hocaların sayısı 82’dir. Buna karşılık beğenilerek yeniden kadro verilenler ise 61 tanedir. Tasfiye edilenler arasında: M. Fuat Köprülü, Ahmet Ağaoğlu, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Şekip Tunç, Ö. Ferit Kam, A. Refik Altınay gibi isimler de vardır. Hükümetin bu işe neden ihtiyaç duyduğunu ise Reşit Galip şöyle açıklar:

“Memlekette büyük politik ve toplumsal dalgalanmalar olmaktaydı. Üniversite (Darülfünun) bunun karşısında tarafsız bir seyirci rolünü sürdürdü. İktisat alanında önemli değişmeler olmaktaydı. Darülfünun bunlara tamamen ilgisiz göründü. Hukukta köktenci değişiklikler yapıldı. Darülfünun yalnızca yeni kanunları ders programına almakla yetindi. Yazı reformu yapılmış, dilin özleştirilmesi hareketi başlamıştı. Darülfünun bununla hiçbir surette ilgilenmiyordu. Yeni bir tarih değerlendirilmesi ulusal bir hareket anlamında bütün ülkeyi sarmıştı. Darülfünunun buna karşı ilgisini uyandırmak için, üç yıl beklemek ve çabalar sarf etmek gerekti. İstanbul Darülfünunu en sonunda sustu, kendi kabuğuna çekildi ve adeta bir ortaçağ yalıtılmışlığıyla dış dünyadan tamamen koptu”

Tasfiye edilenlerin öyle Dinci/İslamcı bir tarafı da yoktur. Ancak Kemalizm’e sadakatlerinden yeterince güven hasıl olmamıştır. İçlerinde (Köprülü gibi) öyleleri vardır ki kendi alanında yüz yıldan beri henüz bir benzeri gelmemiştir. Bunların tasfiyesi belli ki politik nedenlerden dolayı olmuştur. Reşit Galip’in de belirttiği gibi tasfiye edilenler tek parti döneminin despot  uygulamalarına yeterince istekli ve taraftar olmadılar. Bundan dolayı cezalandırılmayı, tasfiye edilmeyi hak etmiş oldular.

Demokratik anlayışın en geç nüfuz ettiği alanlar üniversiteler olmuştur. Demokrasi darbelerle kesintiye uğradığında da ilk önce tasfiyeler üniversitelerde yapılmıştır. Üniversite kavramının içerdiği evrensel ve akademik özgürlüğe Türkiye’de ki üniversiteler ne zaman ulaşmıştır? Darülfünun’un sahip olduğu akademik özgürlüğe üniversiteler 2000’lere kadar sahip olamamıştır. Üniversiteler tek parti döneminin despot anlayışlarına milisler yetiştiren alanlar olarak istihdam edilmiştir. Bu yüzden özellikle siyasal/sosyal konularda farklı tezler üniversitelerde hiç duyulmamıştır.

Türkiye’de ilk defa 1933’te üniversitenin kurulduğu da, bu üniversiteyle Türkiye’nin çok büyük atılımlar yaptığı da yalnızca gerçeğin gizlenmesi için politik bağnazlıkla söylenmiş içi boş anlamsız sözlerdir.

1933 Üniversite reformu, Türk Bilim tarihi için siyasal nedenlerle bir yıkım çabasıdır. Bilime, özgürlüğe ve evrensel değerlere engel olma çabasıdır. Türkiye’de her şeyi sadece “bir tek kişinin bildiği” takıntısına göre, akıl, erdem ve müktesebat sahiplerinden intikam alma çabasıdır. Bu yüzden 1933 Üniversite reformu, bir milat değil, üniversite de bir yıkımın başlangıcıdır. (sehirmedya.com)

Bu 863
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com