Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
ABD'NİN İRAN'A ASKERİ SALDIRI SEÇENEKLERİ VAR MI?
MUHARREM TÖRENİNDE KENDİ KAFASINI KESTİ
ABD'NİN FAVORİ DİKTATÖRÜ SİSİ
ABD'DE UYGUR TÜRKLERİ TASARISI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

IŞİD NEREDE NASIL ORTAYA ÇIKTI

17.10.2014 / 22:20


“Tarih’in Sümer’de başladığı” kabul edilir. Sümer ise günümüzdeki Irak’ın güneydoğu sayılacak bir alanda şehir devletleri şeklinde var olmuştur. Sümerlerden sonra Irak’ın orta ve kuzey bölgesinde Sami kökenli Amurru, Asurlu, Babil, Akad gibi krallıklar kurulmuştur. Çeşitli işgal ve saldırılara uğrayan Irak zamanla Iran Sasani yönetimi altındayken Dört Halife döneminde, Hz. Ömer zamanında Müslümanlar tarafından fethedilmiştir.



Hz. Ömer döneminde (MS. 634/644) Sasani/İranlılarla yapılan üç savaşın sonunda bu günkü Irak ve İran büyük ölçüde Müslümanlar tarafından fethedildi. Kadisiye Savaşı (MS.936), Köprü Savaşı (MS. 634), Nihavent Savaşı (MS.642). Hz. Ömer zamanına kadar Irak Sasani Devletinin yönetimindeydi. Araplar günümüzdeki Irak’ın orta ve güney bölgesini Irak-ı Arap kuzey bölgesini ise Cezire diye isimlendirmiştir. Buna karşılık günümüzdeki İran’ın ise güney batı ve orta bölgesini Irak-ı Acem diye isimlendirmiştir. Dört Halife Döneminin sonuncusu Hz. Ali zamanında Küfe kısa süreliğine başkent olmuştur. Emeviler zamanında (MS.661/680) siyasi merkez olarak Şam seçilmişken, Abbasiler zamanında (MS: 750/1258) yeniden Irak siyasi merkez olmuştur.



Yaygın kanaatin aksine Şiiliğin ortaya çıkış ve teşekkül yeri İran değil Irak olmuştur. Şiiliğin başlangıcı Hz. Ali zamanına kadar uzanmaktaysa da (MS.656/661) zamanın kısa olması ve büyük ölçüde savaşların etkili olması Şii anlayışın bu dönemde oluşumunu tamamlamasını engellemiştir. Emeviler döneminde Irak’ta Şii anlayışa mensup hiziplerin isyanları başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Abbasi Halifeliğine karşı Şii anlayıştaki Büveyhoğulları Hanedanlığı Güneybatı İran (Ahvaz ve çevresi) ve Güney Irak’ta (Basra çevresi) ortaya çıkmış (1032/1062) döneminde, Irak’ın orta ve güney bölgesinde  etkili olmuştur. Büveyoğullarını Mısırdaki Şii Fatimi Devletinin desteklemesine karşılık, Abbasi Halifesine bağlı Büyük Selçuklu Hükümdarı Tuğrul Beyin Bağdat seferleri ile ortadan kaldırılmıştır.



Moğol Hükümdarı Hülagü’nün Bağdat’ı 1258’de işgal edip Abbasi Halifesini öldürtmesinin ardından Abbasi Halifeliği ve onun Irak’taki hakimiyeti ortadan kalkmıştır. Ababsi Halifeliğinin ortadan kaldırılması yer yer Şii Hziplerin etkili olmalarına neden olmuş ise de Moğolların yıkılması ile birlikte bu hiziplerin etkisi de ortadan kalkmıştır. XVI. Yüzyılın başında Tebriz çıkışlı Safavi Hanedanlığı kısa süreliğine Irak’ı egemenliği altına almış ise de Safavilerde burada kalıcı olamamış yüz yılın ortasından itibaren Irak’ta başlayan Osmanlı hakimiyeti 1918’e kadar sürmüştür.



Irak’ın bütün bu tarihi seyri içinde Sünni/Şii mezhep çatışması en çok Büveyiler ve Safaviler döneminde yaşanmıştır. Uzun süren Osmanlı dönemindeyse bu çatışmalar birer istisna olmakla sınırlı kalmıştır. Günümüz Irak’ında Arap nüfus çoğunluğunun Şii olmasına karşılık bu durum zamanla ortaya çıkmış bir sonuçtur. Yine günümüzdeki sınırları itibarı ile tarihte bir Irak olmadığından, Arap yarım adasının (Cezire’nin) doğu kısmını oluşturan Irak Arap Alemi içinde ele alındığından burada meskun olan Şii Arap nüfusu da Sünni Arap nüfusuna göre sayı bakımından her zaman azınlıkta kalmıştır. Bu yüzden Büveyhi gibi dış destekli ve Moğollar /Safaviler gibi dışarıdan gelen işgalciler zamanında körüklenmiş olan Şii/Sünni mezhep çatışmaları Osmanlı döneminde uzun bir zaman kesintiye uğramıştır. Irak’ta Şii ve Arap nüfus arasında çok iyi ilişkilerin varlığı hakkında fazla bilgi ortada yoktur. Ama biri birlerini amansız bir şekilde öldürmedikleri, bundan kaçındıkları da bilinmektedir. Osmanlı idaresinin bu bakımdan Irak’taki mezhebi gerginliği önemli ölçüde zayıflattığı da görülmüştür.



Ne var ki 20 Mart 2003’te ABD tarafından Irak’ın işgal edilmeye başlanması Irak’ta ki genel toplumsal yapıyı bu arada Şii ve Sünni mezhep bağlıları arasındaki çatışmasız ortamı ortadan kaldırmıştır. Çünkü 1920’lerde İngiliz işgali tarafından tesis edilen Irak devleti yöneticileri büyük ölçüde Sünni Araplardan oluşmuştur. Yine bir darbeyle iktidar olan Baas Partisi yöneticileri de köken itibarı ile Sünni Araplardan gelmiştir. Her ne kadar onlar Müslüman kimliği yerine sosyalist kimlikleri ile tanınmış olsa da, Irak vb ülkelerde bilinçli ve iradi olarak bir mezhep seçilerek ona bağlanılmaz, anne babanın mezhebine insanlar kendilerini bağlı saydıklarından dolayı Baas Partililer de aileleri itibarı ile “Sünni” sayılmaktaydı. Şii Arap nüfusu diğer mezhep bağlılarına göre daha organize bir yapıya sahip olduğundan ve Irak’ta Arap nüfusu içinde çoğunluğu oluşturduğundan dolayı Baas Partisi diktatörlüğü tarafından bir tehdit nedeni olarak görülmüşlerdir. Büyük baskılara zulümlere maruz kalmışlardır.



Bu şartlar altında başlayan ABD işgaline Şii Arap nüfusu direnmediği gibi onunla geniş ölçüde işbirliği de yapmıştır. İşgalci ABD’nin idari makamlara büyük ölçüde Şii Arapları ve Sünni Kürtleri getirip yerleştirmesinden ve hazırlattırdığı Irak Anayasasını da buna göre düzenlemesinden bu durum ortaya çıkmıştır. Şii Arap nüfusun binlerce yıldan beri Irak’ta idari makamlardan uzak olmasının bir sonucu olarak ABD işgalini bir fırsat olarak gördüğü söylenebilir. Zaten ABD işgali öncesinde ABD-İngiltere ve Türkiye gibi ülkelerde Irak muhalifleri toplantıları ABD istihbaratı tarafından organize edilmiş, bu toplantılara Irak’ta var olan Şii hiziplerin hemen hepsi katılmıştır. İşgal sonrasında Şii Arapların ABD ile yaptıkları işbirliği de büyük ölçüde bu toplantıların sonucudur.



Şii Arap nüfusun ABD ile işbirliğine yöneldiği esnada ise Sünni Arap nüfusun baskın olduğu şehirlerde (Irak’ın orta ve kuzey batı bölgesinde) uzun yıllar devam edecek olan bir direniş başlamış oldu. ABD askerleri tarafından kuşatılan Sünni Arap yerleşim yerlerine yapılan operasyonlara büyük ölçüde Şii Arap hizipleri destek oldu. “Terörist” sayılan Sünni Arap direnişçilere karşı Şii Hizipler ve işgalci ABD operasyonları devam etti. Bunun önemli örneklerinden birisi Bedir Tugayları adını taşıyan hizbin 2004’te Felluce’ye ABD askerlerinin yaptığı katliam derecesindeki saldırılara katılmasıdır. Başlangıçta Sünni Arap direnişçileri saldırılarını ABD askerleri ile sınırlı tutarken ilerleyen dönemde Şii hiziplerine hatta Şii Arap yerleşim yerlerine bile misillemeler yaptıkları görülmüştür.



Başka Arap ülkelerinde görülen Selefi Akımın etkisi aslında Irak’ta görülemeyecek ölçüde sınırlıydı. Ne var ki ABD işgali ve Şii Arapların bu işgali kendileri için bir fırsata çevirme çabaları Selefi akımın etkisini Irak’ta Sünni Araplar içinde önemli ölçüde arttırmıştır. Dört Ehli  Sünnet mezhebinden birisi olan Hanbeli mezhebine nisbet edilen Selefilik akımı görüşlerini büyük ölçüde Muhammed Abdülvehhab’dan (Ö.1792) almıştır. Selefi anlayışa göre Şiiler “ortadan kaldırılması gereken sapkın bir topluluktur”. Buna karşılık Şiilerin de Selefiler için “ortadan kaldırılması gereken sapkın bir topluluk” oldukları hakkında benzer görüşleri bilinmektedir. Özetle her iki tarafında din anlayışı karşı tarafı “sapık” “düşman” sayma esasına dayanmaktadır. Bu durumda tarafların din anlayışları çatışmanın zeminini, gerekçesini oluşturmaktadır tespiti yabana atılmamalıdır.



İşgal sonrasında ABD’nin kendisiyle işbirliği yapan Şii Arapları ve Sünni Kürtleri ödüllendirerek ona göre anayasal bir düzen tesis etmeye çalışması buna karşılık ABD işgaline senelerce direnen Sünni Arapları ise cezalandıracak idari kısıtlamalar getirmesi çatışmanın fiili zeminini oluşturmuştur. 2003 itibarı ile ABD Irak’ın üç ana bölgeden: Kürt Bölgesi, Sünni Arap bölgesi ve Şii Arap bölgesinden oluşmasını planlamış Türkmenler vb toplulukları yok saymıştır. Kürt bölgesinin 1991’den başlayarak fiilen ayrılmış olması da o bölgeyi bu çatışmaların dışında tutan bir diğer ana nedendir. Buna karşılık işgali fırsata çevirmeye çalışan Şii Araplar ise ABD ile birlikte Sünni Arap direnişinin hedefi oldukları gibi, Sünni Arap bölgesi üzerinde de siyasi hakimiyetlerini korumak istediler.



ABD işgaliyle birlikte Irak’ta sahada ABD’nin yanı sıra fiilen İran’da yer almıştır. Çünkü ABD işbirliği yapan Şii hiziplerin neredeyse tamamı Tahran’da üstlenmişti ve İran hükümetiyle sıkı ilişkileri vardı. Bu hizipler aracılığı ile İran hükümetinin Irak’ta etkili olması ve işgal döneminde ABD ile örtülü bir işbirliği içinde olduğu görüşü Sünni Arap nefretinin İran üzerinde de yoğunlaşmasına neden olmuştur.



Sünni Arap aşiretlerinin ABD ve Bağdat Hükümetleri saldırılarından korunmak için Sünni direniş hiziplerine yardım etmeği bırakmaları ve Sahva adıyla ayrı bir milis örgütlenmesine gitmeleri, Sünni direniş hiziplerinin etkinsi gücünü büyük ölçüde azaltmıştır. Mart 2011’de başlayan Suriye olayları ile birlikte Suriye’ye geçen Sünni direnişçileri orada elde ettikleri güç ve imkanlarla 2013’ten itibaren yeniden Irak’a döndüler. Döndüklerinde artık ABD Irak sahasında yoktu. Fiilen İran ve Bağdat Hükümetleri vardı. Önce Ramadi sonra Ninova/Musul çevresinde Sünni direniş hizipleri Bağdat hükümetine karşı önemli askeri başarılar elde ettiler. Musul’u ele geçirmeleri ile birlikte bütün dünyanın da gündemi haline geldiler.



Günümüzde Irak’ta: Sünni direniş hizipleri olarak: 1-Irak Aşiret Devrimcileri Askeri Konseyi, 2-Ensaru'l İslam (İslam'ın Yardımcıları), 3--Ceyşu'l İslami (İslam Ordusu), 4--Ceyşu'l Mücahidin (Mücahitler Ordusu), 5-1920 Devrimi Tugayları, 6-Irak ve Şam İslam Devleti" vb bulunmasına karşılık adı en çok duyulan ise IŞİD olmaya devam etmektedir 



Irak’ta Sünni direniş hizipleri ile mücadele halindeki resmi Irak ordusu/polisine ek olarak şu hiziplerinde sahada onlarla kanlı bir mücadele içinde oldukları görülmektedir:  
1-Bedir Tugayları, 2-Mehdi Ordusu, 3-Ehl-i Hak Grubu, 4-Muhtar Ordusu Irak Hizbullah'ı , 5-Sarallah (Allah'ın İntikamı).



ABD’nin Irak’ı işgal etmesi muhtemelen kendi amaçları bakımından başarıya ulaşmıştır. Çünkü ABD saldırıları öncesinde İkinci büyük Arap ordusuna sahip olan Irak İsrail için potansiyel bir tehlikeydi. Şimdi fiilen üçe bölünmüş bir Irak, İsrail için tehlike olmaktan kesinlikle çıkmıştır. Yüzlerce yıldan beri Irak’ta ki Araplar arasında görülmeyen mezhep çatışmaları fiilen başlamıştır, başka İslam ülkelerinde de tekrarının mümkün olabileceğinin bir örneğini oluşturmuştur. Irak’ın yer altı ve yer üstü zenginlikleri işgalci ABD ve işbirlikçileri tarafından fiilen ele geçirilmiştir. Irak’ın bir daha eskiden olduğu gibi tek bir ülke haline dönmesi kolayca mümkün olmayacaktır.



ABD’nin Irak’ı işgal etmesiyle kazançlı çıkan ülkelerden birisi de İran olmuştur. Batıda ki en önemli düşmanı sayılan Saddam Hüseyin yönetiminden kurtulduğu gibi, İran taraftarlıklarından kuşku duyulamayacak olan Şii Hiziplere, ABD’nin Irak yönetimini teslim etmesiyle birlikte, İran fiilen Irak yönetimini de önemli ölçüde elde etmiştir. Sünni Hiziplerin Bağdat hükümetine karşı direnişleri ve yer yer askeri başarılar elde etmeleri, İran’ın Irak üzerinde ki örtülü etkisini güney bölgesiyle sınırlandırmıştır. İran için akla gelebilecek tek olumsuz gelişme ise, Irak’ın orta ve kuzey batı bölgelerinin Sünni direniş hiziplerinin eline geçmesiyle birlikte, İran’ın Suriye ile olan kara bağlantısının kesilmesidir.



Suriye’de iç savaşın muhalifler veya Baas iktidarı lehine sonuçlanması, Irak’taki çatışmaların da yönünü önemli ölçüde belirleyecektir. Muhtemelen Irak’ta Sünni nüfusun baskın olduğu orta ve kuzey barı bölgesinin de en azından özerk olması ve Bağdat hükümeti kaynaklı askeri saldırılardan korunma tedbirlerinin de tahkim edilmesiyle birlikte üç bölgeli bir Irak olacak şekilde çatışmaların sonuçlanması mümkün olacaktır. IŞİD adında yer aldığı gibi Irak’ın orta/kuzey batı ve Suriye’nin birleştirilmesi halindeyse alışkın olduğumuz haritanın esastan değişeceği beklenebilir.

Not: Yazı da adı geçen mezhep ve hiziplere bir sataşma yada saldırı niyetiyle değil Irak’ın içinde bulunduğu durumdaki rolleri nedeniyle yer verilmiştir.

Etiketler:
Bu 1311
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com