Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
FOTOĞRAFÇISI DA CASUS ÇIKTI
AYASOFYA CAMİSİNDE ZULÜM BİTTİ
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

YENİ NESİL BAASÇILIK -I-

18.06.2014 / 00:00






YENİ NESİL BAASÇILIK - 1 -







Baas, Arapça’da diriliş anlamındadır. Suriye’de Michel Eflak liderliğindeki Arap Diriliş Partisi ile Ekrem El-Havrani liderliğindeki Arap Sosyalist Partisi’nin 1943’te birleşmesi sonunda “Hizbül Baas” (Baas Partisi) kurulmuş oldu. Parti bütün Arap devletlerinin tek bir ‘ulus devleti’ olarak birleşmesini, büyük üretim araçlarının millileştirilmesini, toprak, taşınmaz mal ve sanayi mülkiyetinin sınırlandırılmasını, özel mülkiyet hakkını, miras hakkını kabul eder, devletin din işlerine karışmamasını, dini bireysel bir mesele olarak” gören bir programa sahipti.



Baas Partisi kısa bir süre içinde bütün Arap ülkelerinde gizli/açık örgütlenmesini tamamladı. Ancak Suriye ve Irak’ta siyasi alanda uzun süre etkili olmayı başardı. Suriye’de bir darbe sonunda 8 Şubat 1963’te Selahaddin El-Bitar başkanlığında yönetimi ele geçirmişken, 1970’te yine bir darbe sonunda iktidar olan Hafız Esad, 2000’de ölmesine kadar Suriye’yi tek başına yönetmiştir. Hafız Esat’ın uygun gördüğü kişilerden oluşan Suriye meclisi ise onun ölümünden sonra yerine oğlu Beşar Esat’ı Cumhurbaşkanı olarak seçmiştir. Halen Suriye yönetimi Beşar Esat’ın elindedir.



Irak Baas Partisi ise17 Temmuz 1968’de Hasan Elbekr liderliğinde bir darbeyle iktidarı ele geçirmişken, 1979’da yine parti içi bir darbe sonunda Saddam Hüseyin tarafından Hasan Elbekr yönetimden uzaklaştırılmıştır. Irak’ın ABD tarafından Mart 2003’te işgalinde devrilen Saddam Hüseyin, 30 Aralık 2006’da ABD’ye bağlı güçler tarafından idam edilmiştir.



Bütün Arap ülkelerinde Baas Partisinin kolları olmakla birlikte ülke yönetiminde uzun süre etkili olduğu iki ülke Irak ve Suriye’dir. Bu iki ülkede de Baas Partisi, Irak’ta Saddam Hüseyin, Suriye’de ise Hafız Esat’ın ismiyle bilinir olmuştur. Irak ve Suriye Baas partileri arasında düşmanlık sınırlarını bile aşan ölümcül bir rekabet olmuştur. Biri birlerinin yaptıklarını engellemeyi ve biri birlerini karşı bir darbeyle devirme çabalarından hiç vazgeçmemişlerdir. Irak ve Suriye Baas Parti yönetimleri özellikle komşu ülkelerle, azınlıklarla olan ilişkilerinde düşmanca rekabetlerini ortaya koymuşlardır.



Irak ve Suriye Baas partisi arasındaki ölümcül rekabetin odak noktaları arasında, Kürt Meselesi ve İran ile olan ilişkiler önemli ve öncelikli hatta tayin edici rol oynamıştır. Çünkü Şah Pehlevi döneminde İran ile Irak arasında sürekli bir sınır anlaşmazlığı yaşanmıştır. Bu dönemde Hafız Esat yönetimindeki Suriye Arap Cumhuriyeti, sınır anlaşmazlığında Irak Arap Cumhuriyeti’nden değil İran’dan taraf olmuştur.



Suriye nüfusu içinde belli bir oranda Kürt nüfusu olmakla birlikte, Irak’a göre daha azdı ve Irak’tan farklı olarak Suriye Kürtleri, ülke geneline dağı(tı)lmıştı. Önemli bir siyasi soruna yol açacak ölçüde belli bir coğrafi bölgede Kürt nüfusu baskın durumda değildi. Bu yüzden Suriye Baas Partisi, Kürt meselesini özellikle Türkiye ve Irak’a karşı çok uzun bir dönem etkili bir silah olarak kullanmıştır.



20 Ocak 1991’de ABD öncülüğünde 36 ülke Irak’a karşı ortak askeri bir saldırı başlattığında bu 36 ülkeden birisi de Suriye olmuştur. Irak’a yönelik her saldırıya Suriye daima destek olmuştur.



Ne var ki Mart 2003’teki ABD’nin Irak’a ölümcül saldırısının ardından Irak fiilen el değiştirmiştir. ABD ile canhıraş bir mücadelenin içinde bilinen İran Hükümeti, ABD’nin Irak’a bu son saldırısında onun bir çeşit müttefiki olmuştur. ABD Irak’ı bütünüyle işgal ettikten sonra Irak yönetimini, İran taraftarı olarak bilinen hiziplere, Maliki-Sadr ve El-Hekim hiziplerine bırakarak 2011’de fiilen Irak’tan ayrılmıştır.



Böylece Baas Partisi’nin Irak kolu ABD eliyle tasfiye edilmişken Suriye kolu ise varlığını sürdürmüştür. Suriye ile İran arasındaki çok yönlü ilişkiler Şah Pehlevi zamanında başlamıştı. İslam devriminden sonra İran Hükümeti, genel olarak Şah’ın iyi ilişki kurduğu ülkelerle değil sorun yaşadığı ülkelere daha yakın bir siyaset izlemiştir. Bunun istisnası ise Suriye’dir. İran ile Suriye arasındaki çok yönlü ilişki artarak devam etmiştir. Bunun sonucunda 1980/1988 arasında İran ile Irak arasında süren savaşta Suriye Arap Cumhuriyeti, Irak Arap Cumhuriyetine değil İran’a destek olmuştur. Savaş bittikten sonra da İran ve Suriye arasındaki çok yönlü ilişkiler artarak devam etmiştir.



İran Suriye arasındaki ilişkilerin içinde Lübnan’daki Hizbüllah’ta önemli bir yere sahiptir. Şah Pehlevi döneminde, Şah’ın desteği ile Lübnan Şiileri Emel adlı bir örgüt etrafında toplanmıştı. İslam devriminden sonra ise yeni İran Hükümetinin katkıları ile emel’in yanında Hizbüllah adlı yeni bir örgüt tesis edildi. Zamanla İran desteği ile güçlenen Hizbüllah, Lübnan Şiileri üzerinde neredeyse tek söz sahibi durumuna geldi. Hizbüllah hemen her konuda İran Hükümetinin Lübnan’da siyasi bir kolu gibi hareket etti. Lübnan iç savaşının ardından 1975’te imzalanan özel bir anlaşma ile Lübnan fiilen Suriye’nin askeri işgaline girmişti. İran’ın Hizbüllah aracılığı ile Lübnan’da siyasi hakimiyet tesis etmesine Suriye hiçbir zaman itiraz etmedi. Üstelik 2003’te ABD’nin Irak’ı işgal edip, Irak’ın idaresini İran taraftarı olan Hiziplere bırakmasından dolayı, İran: Irak/Suriye ve Lübnan üzerinde önemli bir siyasi hakimiyet/siyasi nüfuz tesis etmiş oldu.



İran Lideri Hamaney’in askeri danışmanı Yahya Rahim Safavi; “İran’ın sınırları Lübnan kıyılarında biter” derken aslında bu fiili durumun, Irak/Suriye ve Lübnan üzerindeki fars egemenliğini de açıklamış oluyordu. İran’ın kendi siyasi egemenliğini yayma çabasının bir sonucu olarak, Basra Körfezine: “Pers/Fars Körfezi”, Hazar Denizi’ne “Kazvin Denizi” adını vermektedir. Yine İran lideri Hamaney, 2014’te Ayetullah Humeyni’nin 25. ölüm yıl dönümünde, onun kabri başında: “Orta Doğu’da ve bölgede son sözü biz söyleriz, düşmanlarımız ise Vehhabiler/Selfiler ve onları destekleyenlerdir” demiştir. Suriye’de Baas rejimine karşı halk isyanının başladığı Mart 2011’den beri, İran Hükümet yetkilileri defalarca; “Esat bizim kırmızı çizgimizdir” açıklamasını yaparak, Suriye/Lübnan üzerindeki siyasi egemenliklerini vurgulamışlardır. Böylece İran Hükümetinin bölgede nüfuz/egemenlik kurma çabası ile Basçılığın Suriye/Esat kolu iç içe geçmiş oldu.



Baas Partisi esas olarak “Arap milliyetçilği ve Sosyalizm” ilkelerine dayanır. Bu yüzden İslami çevreler hem “milliyetçiliğin İslam ümmetini bölen/parçalayan bir unsur hem de sosyalizmin açıktan İslam düşmanlığı üzerine kurulduğu” fikrinden hareketle, İslamcı ekoller uzun bir dönem Basçılığa muhalefet etmiştir. Zaten Baas ekolünün siyasi nüfuz sahibi olduğu hemen her ülkede başta: Irak-Suriye ve Mısır olmak üzere, İslamcılar çok kanlı bir tasfiyeye uğramıştır. Deyim yerindeyse basçılıkla İslamcılık ekolü kan davalı olmuştur.



Ne var ki İran hükümeti kendi nüfuz alanını “İsrail’e karşı direniş hattı” diye isimlendirip Suriye Baası’nı da kendi himayesi altına aldıktan sonra bazı İslami çevrelerde de benzer bir anlayışın giderek güçlendiği görülmüştür. Suriye Baas idaresinin “aslında emperyalizme karşı direndiğinden, İslami İran’a destek olduğundan, küresel emperyalizm tarafından da cezalandırılmaya al aşağı edilmeye çalışıldığı” gibi oldukça farklı ve Suriye Baas idaresini meşru/mazur hatta korunması gereken bir idare olarak görüşü bazı İslamcı çevrelerde taraftar toplamaya başlamıştır. 2011’de mazlum Suriye halkının, Baas’a/Esat’a karşı başlattığı direniş hareketini mahkum etmek, bu direnişin Emperyalizm’in bir kurgusu olduğu şeklinde vurgular daha çok görülmeye başlanmıştır ki bunun en çok bilinen örneklerinden birisi de Ali Bulaç’tır. (Devam Edecek)

Etiketler: baas
Bu 1705
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com