Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ
CHP CAMİLERİ MÜZE YAPACAK

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

YENİ İTTİHATÇILIK

12.02.2014 / 00:00


 



 







AKP’nin iktidar olduğu 3 Kasım 2003’ten itibaren bir “yeni Osmanlıcılık” veya “yeni İttihatçılık” görüşünün Türkiye’nin dış siyasetine yön vermeye çalıştığı iddiası duyulur tekrarlanır olmaya başladı. Bu iddiayı yazılarına tekrar tekrar konu edinenlerden birisi de Ali Bulaç’tır. Yeni Osmanlıcılık-Yeni İttihatçılık başlığı ile 16 Ocak 2014’te yazdığı yazı bunlardan bir tanesidir.







Hatırlanmalıdır ki İttihat ve Terakki Cemiyeti/Partisi (kısaca ittihatçılık) aslında yeknesak bir parti değildir. Bir çeşit koalisyon partisidir. Koalisyonu oluşturan ana akımlar ise Türkçülük İslamcılık ve batıcılıktır. İttihat ve Terakkinin etkili olduğu 1908-1913 arasında ve fiilen tek başına iktidar olduğu 1913-1918 döneminde bu üç ana akımda partide varlığını sürdürmüştür. Gelişen olaylara dönemin şartlarına göre bazen bir akım öne çıkmışken bazen de geri kaldığı zayıfladığını gösteren pek çok örnek olay bulunmaktadır.







Türkiye’de İslamcılık tarihinde özel ve istisnai bir yeri olan Said Halim Paşa (d.1863-ö.1921), 1913’e kadar İttihat ve Terakki Cemiyetinde genel sekreterlik, Şurayı Devlet başkanlığı, Dış İşleri Bakanlığı ve nihayet 1913’ten başlayarak 1917’ye kadar dört yıl Sadrazamlık yapmıştır. Onun idareci olarak yapıp ettiklerinden başka Buhranlarımız  gibi eserleriyle İslamcılık akımı üzerinde büyük bir iz bıraktığından şüphe edilemez. Said Halim Paşa kadar olmasa bile benzeri bir durum Said Nursi, Mehmet Akif, Manastırlı İsmail Hakkı vb şahıslar içinde geçerlidir. Said Halim Paşa, Ermeni Tehcirinde payı olduğu iddiası ile Ermeni teröristleri tarafından 6 aralık 1921’de Roma’da öldürülmüştür. Aynı dönemde Talat paşa, Bahaddin Şakir vb İttihatçı liderleri de Ermeniler tarafından öldürülmüştür.







Şimdi adı geçen bu şahısların İslamcılık görüşünde paylarının olmadığı iddia edilemez. Görüldüğü gibi İttihatçılık ve İslamcılık dönemin şartları içinde iç içe geçmiş bir olgudur. Birini diğerinin rakibi veya düşmanı gibi görmek gerçekçi değildir.







İttihatçı liderlerin bir kısmı da 1926 İzmir Suikastı bahanesiyle idam edilmiştir. İttihatçılar fiilen 1913’te iktidar olduklarında Arap yarım adası neredeyse bütünüyle Osmanlı yönetimi altındaydı. Yarım adanın hemen her tarafında İttihatçıların yönetimindeki Osmanlılar dört yıl boyunca İtilaf devletlerine karşı savaştılar. İlginçtir Arapların birliği de Osmanlı yönetiminin bölgede çökmesiyle birlikte sona ermiştir. Araplar bu tarihten sonra bir daha birlik içinde olamamıştır.







Osmanlılar ile Arapların ilişkilerinin bozulması iddiaların aksine İttihatçı yönetiminde değil Vehhabilik akımının ortaya çıkması ile XIX. Yüzyılın başında olmuştur. İttihatçıların yönetimlerinin eleştirilecek pek çok tarafı vardır. Ama İttihatçıların Osmanlı/Türk-Arap ilişkilerini onarılamayacak şekilde bozduğu iddiası tümüyle yersiz ve yanlıştır.







Mustafa Kemal Paşa, İzmir suikastı bahanesiyle ittihatçı liderleri idam ettirdiği gibi onların dış politikasını da zaten terk etmişti. Hatta 24 Nisan 1923’te TBMM’nin gizli oturumunda ilan etmişti. Çünkü ittihatçılar “Türk nüfusun olduğu bölgelerde Türkçülük, Türk nüfusun olmadığı bölgelerde ise Türk olmayan Müslümanların birliğini/İslamcılığı” bir siyaset tarzı olarak kabul etmişlerdi. Oysa Lozan anlaşması ile bu tarz siyaset fiilen/resmen terk edilmişti. İttihatçılık bu manada bir kere daha tasfiye edilmişti.







İttihatçılığı İslamcılık akımı üzerindeki etkisini tasfiye etmeyi ise büyük ölçüde Necip Fazıl Kısakürek vb şahıslar cumhuriyet döneminde başarmıştır. Bu dönemde İslamcılık padişah II.Abdülhamid’i merkez alarak onunla sorun yaşayan hemen herkes ve her görüş mahkum edilmiştir. İttihatçılık ta bu dönemde Kemalizm ile eş değer görülerek reddedilmiştir.







Türkiye’nin resmi dış politikası ise cumhuriyetle birlikte ittihatçılığın tasfiyesi ilkesine dayandırılmıştır: Türkiye dışındaki Türklerle ve diğer Müslüman topluluklarla asla ilgilenmemek bu dönemin bir dış siyaset tarzı olarak kabul görmüştür. Tek parti döneminde (1923-1950) Türkiye’de halkı bir toplumu haline getirmek için Avrupa’nın her şeyi taklit edilmiş, Avrupa’da görülen her şey “muasır medeniyetin icabı” denilerek alınmış ve zorla uygulanmıştır. Türkiye dış siyasetinde, Türkiye dışındaki Türklerle, Müslümanlarla ilgilenmeme ilkesini NATO’ya katıldıktan 1952’den sonra da devam ettirmiştir. Çok partili döneme geçildikten sonra basın yayın alanında yeniden görülen İslamcılık akımı devamlı olarak Türkiye’nin resmi dış politikasını, Türkiye dışındaki Türklerle, diğer Müslümanlarla ilgilenmeme onları yok sayma tercihini şiddetle eleştirmiştir.







Kendisinin İslamcı bir parti olmadığını sıkça tekrarlayan AKP döneminde Türkiye’nin komşusu olan ülkelerle ilişkileri giderek hemen her alanda artmıştır. Suriye-Irak-Ürdün ve Lübnan ile imzalanan ikili anlaşmalarla Türkiye ve bu ülkeler arasındaki sınır çizgileri önemini giderek kaybetmiştir. Siyasi, kültürel ve ticari alanda büyük bir entegrasyon başlamıştır. Ne var ki bu entegrasyon için kırılma noktası Arap baharı olmuştur.







Türkiye, Arap baharı ile birlikte bir yol ayrımına gelmiştir, ya muhalefet hareketlerine karşı durarak zalim diktatörlerden yana olacaktır ya da hak ve özgürlükleri için kanları sebil gibi akıtılan mazlum halklardan yana olacaktır. Suriye olaylarının başladığı 20 Mart 2011’den 8 Ağustos 2011’e kadar beş aylık süre içinde tercihini ortaya koymamış olan Türkiye, bu tarihten sonra açıkça Suriye hükümetine karşı Suriye muhalefetinden yana olduğunu ilan etmiştir.







Türkiye’nin “zalim diktatörlere karşı mazlum halklardan yana” olarak nitelendirilen bu tercihini ise Ali Bulaç “yeni ittihatçılık” diye isimlendirmektedir. Cumhuriyet dönemi boyunca ittihatçılık kavramına yüklenen bütün olumsuzluklar ile Türkiye’nin bu tercihi mahkum edilmeye çalışılmaktadır. Oysa Türkiye’nin Arap Baharı ile başlayan bu siyaset tarzının hiçbir şekilde “yeni ittihatçılık” ile nitelendirilmesi mümkün değildir. Çünkü bu dönemde Türkiye, Arap ülkelerini yeniden ele geçirme gibi akıl dışı bir tutumun sahibi olmamıştır. Türkiye Arap Baharı ile birlikte üç seçenekle karşı karşıya gelmiştir. Zalim diktatörlerden yana olmak, Cumhuriyet dönemi ile başlayan Müslüman topluluklarla ilgilenmemek ya da mazlumlardan hak ve özgürlük mücadelesi verenlerden yana olmak.







İşte Türkiye bu üç seçenekten sonuncusunu tercih etmiştir. Oysa Ali Bulaç vb kimseler, Suriye konusunda “Türkiye’nin İran ile işbirliği yapmasını” savunmuştur. Suriye’de İran ile işbirliği yapmak ise zalim diktatörden yana olmak, Suriye halkına karşı düşmanlık etmekle eş anlamlıdır. İşte bu yüzdendir ki Türkiye’nin bu yeni siyaset tarzı “yeni ittihatçılık” diye mahkum edilmeye çalışılmaktadır. Yüz yıla yakın bir zamandan beri İttihatçılık aleyhine oluşturulan önyargılarla bu siyaset tarzı yerilmektedir. Türkiye’de ittihatçılığa düşmanlık derecesinde bir muhalefet Kemalizm’in icadıdır. Türkiye dışındaki Türklerle ve Müslümanlarla ilgisiz bir dış politika tercihi ise itilaf devletlerinin Kemalizm’e verdiği bir ödevdir. İttihatçılığa düşmanlık aynı zamanda Rum ve Ermeni milliyetçiliğinin ana unsurudur. İttihatçılığa düşmanlıkta bütün bunların payı olabilir ama sadece ve sadece İslamcılığın payı olamaz.







 







Seçilmiş Kaynakça







1-Meclisi Mebusan ve Ayan Reisi Ahmet Rıza Bey’in Anıları, İstanbul 1988.







2-M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Örgüt Olarak Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türklük, İstanbul 1986.







3-Ahmed Refik, İnkılab-ı Azim, İstanbul 1324.







4-Ömer Naci, Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti Umuri Dahiliye-Hayye-ale-l-Felah, Paris 1325.







5-Kazım Karabekir, İttihat ve Terakki Cemiyeti 1896-1909, İstanbul 1982.







6-Talat Paşa’nın Hatıraları, Hazırlayan: Enver Bolayır, İstanbul 1958.







7-Şevket Süreyya Aydemir, Enver Paşa I-II-III, İstanbul 1983.







8-Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler –III- İttihat ve Terakki: Bir Çağın, Bir Kuşağın, Bir Partinin Tarihi, İstanbul 1989.







 



 





Etiketler:
Bu 1823
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com