Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
ABD'NİN İRAN'A ASKERİ SALDIRI SEÇENEKLERİ VAR MI?
MUHARREM TÖRENİNDE KENDİ KAFASINI KESTİ
ABD'NİN FAVORİ DİKTATÖRÜ SİSİ
ABD'DE UYGUR TÜRKLERİ TASARISI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

KÜRDİSTAN TARTIŞMASI

04.12.2013 / 23:54


 







Kürt ve bundan ortaya çıkan Kürdistan adı hakkında çok eskilere uzanan bir bilgi yoktur. Sümer tabletlerinde Guti, Xenophon’un Kardukhoi diye kaydettiği kelimelerin doğrudan Kürt ve Kürdistan’a tekabül ettiği yolundaki iddialar hiçbir temele dayanmayan fantezilerdir.



 



Kürt adı Kürt olmayanlar tarafından kullanılan ve uzun bir dönemin sonunda Kürtler tarafından da benimsenen bir isim olmalıdır. Çünkü Kürtler kendilerini “Kırmanç” diye isimlendirmişlerdir.



 



İslam’ın ilk dönemine ait olan yazılı metinlerde Kürtlerden, Zağros dağlarının doğusundaki fetihlerde, Hz. Ömer döneminde (M.634-644) söz edilmiştir. Bu dönemde açıkça “Kürt” adından Arap müellifleri tarafından söz edilmiştir. Yine ilk dönem Arap müellifleri günümüz Türkiye’sinin doğu bölgesindeki fetihler hakkındaki kayıtlarını “Ermeniye olayları” başlığı altında tutmuşlardır. Müslüman Araplar Hz. Ömer döneminde Türkiye’nin doğusuna geldiklerinde, bu bölgede Kürtler yoktu, Ermeniler, Asurlular, Süryaniler ve kısmen Rumlar vardı. Bu yüzden bölge halkından söz edilirken Kürt adı hiçbir şekilde yer almamıştır. Yine Ermeni tarihçisi Urfalı Mateos’un Vekayinamesi’nde, Malatyalı Süryani tarihçisi Ebu’l-Ferac’ın tarihinde, Selçukluların 11. yüzyılda Van’a Urfa’ya geldiklerinde buraların halkı arasında Kürt adından söz etmezler. Ancak Dört halife dönemini takiben Kürt aşiretlerinin Irak’tan kuzeye doğru yayılmaya başladıkları ve bu yayılmanın da Diyarbekir’e kadar ulaştığı bilgisi vardır.



 



Abbasi Halifeliğinin zayıflamasına bağlı olarak, Bağdat’a uzak yerlerde yerel yönetimler/beylikler ortaya çıkmıştı ve Abbasiler bu yerel idareleri Tavaifü’l Mülük diye isimlendirmiştir. Bunlardan birisi de Kürt asıllı olduğu bilgisine de yer verilen Silvan merkezli Mervanilerdi (M.980-1080). Bu dönemde Diyarbekir’in kuzeyinde ve batısında Kürt aşiretlerinin varlığı hakkında hiçbir bilgi ortada yoktur. Zaten Hz. Ömer döneminde Müslüman Arapların Diyarbekir’e geldiklerinde “Kürtlerle savaşarak orayı ele geçirdikleri” iddiası ancak 20. Yüzyılın başında Diyarbakırlı Ekrem Cemilpaşazade gibi şahısların icat ettiği bir fantezidir.



 



Tarih-i Taberi, Fütühül Büldan, İbnü’l Esir vb erken dönem İslam Tarihlerinde, bölgenin Bizans/Ermenilerden fethini haber veren bilgiler arasında Kürt adını geçmeyişi de o dönem de Kürtlerin bölgede mevcut olmayışından dolayıdır. Doğu bölgesindeki eski yer isimlerinin Kürtçe olmayışı, Rumca-Ermenice-Süryanice vb dillerden olması da yine Kürtlerin bölgeye sonradan geldiğini gösteren önemli bir bilgi kaynağıdır. Zira Toponomi bir yerin tarihi hakkında belirleyici olan unsurların başında yer alır.



 



Selçuklu Hükümdar Sancar/Sencer (Ö. 1157) döneminde İran’ın batısında Bahar/Bihar şehri ve çevresi “Kürdistan Eyaleti” diye adlandırılmıştır. Bundan önce bir bölgenin/coğrafyanın adının karşılığı olarak “Kürdistan” adının kullanıldığı hakkında hiçbir belge/bilgi yoktur. Kaşgarlı Mahmut’un kitabında ki haritasında Kürdistan adına yer vermesi bu bilgiyle çelişmez. Çünkü Kaşgarlı Mahmut ile Sancar aynı yakın dönemin insanlarıdır.



 



Selçuklular öncesinde ve sonrasında Kürtlerin Zağros Dağları çevresinden batıya/kuzeye doğru yayılması devam etmiştir. İlk İslam Coğrafyacılarından Mesudi (Ö.957) Erzurum ve Diyarbakır bölgelerini “Ermenistan” olarak belirtir. İlhanlılar dönemi yöneticilerinden Hamdullah Kazvini Ö.1350) Nüzhet’ül Kulüb isimli eserinde “Kürdistan’ı” Selçukluların oluşturduğu eyalet sınırları içinde, batı İran bölgesinde göstermiştir. Kaşgarlı Mahmut ünlü Divan-ı Lügati’t-Türk adlı kitadında İran’ın batısında “Kürdistan” isimli bölgeye yer verir.



 



Selçuklular Doğu Anadolu’yu Bizans’la savaşarak almış ise de bölgenin yerli halkının büyük ölçüde Ermeni ve Süryanilerden oluştuğu bilinmektedir. Bizans ile yapılan iki büyük savaş (1048 Pasin-1071 Malazgirt) bölgenin kaderini de nüfus yapısını da değiştirmiştir. Malazgirt Savaşı’nda Mervanilerin temin ettiği on bin kişilik bir Kürt gücünün Selçuklulara yardım ettiği, savaşın sonucunu tayin ettikleri yönündeki görüşler, dönemsel siyasi söylemlerle oluşmuştur. Çünkü Mervanilerin temin ettiği kuvvet sayısı hakkında inandırıcı bir belge olmadığı gibi o kuvvetin içinde bulunanların da ne kadarının Kürt olduğu hakkında da bir bilgi yoktur. Bu durum Selçuklu ordusunun ne kadarının Türk olup olmadığı içinde geçerlidir. Malazgirt Savaşı’nda Bizans Ordusu’ndan ayrılıp Selçukluların tarafına geçen Türkler, Selçukluların gelişinden önce Anadolu’yu bir İslam yurdu haline getiremedikleri gibi Silvan merkezli Mervanilerin de Bizans’a karşı kendilerini korumaktan aciz bir yerel beylik oldukları kuşku götürmez. Bundan dolayı savaştaki Mervanilerin rolünün genişletilmesi de tümüyle politik görüşler doğrultusunda başvurulan bir tercihtir.



 



Türkiye/Anadolu Selçukluları döneminde, Anadolu’nun her hangi bir bölgesi şehri “Kürdistan” diye adlandırılmamıştır. II. Kılıç Arslan, (M.1155) Konya Alaeddin Camii Kitabesi’nde: “Sultan-ı Bilad’ür Rum, Ve’l-Ermen, Ve’l-Frenç-Ve’ş-Şam” diye tanıtılır. (İ.H.Konyalı, 1964, s.309). Doğu bölgesi bu kitabede “Ermen” yani Ermeni olarak yer almıştır. Diyarbakır’da surlardaki (M.1208) tarihli Burç Kitabesinde Alp İnanç Yabgu Kutlug için: “Melik’ül-Ümera-i Sultan-ı Diyar-bekr, Ve’r-Rum, Ve’l-Ermen”kaydı yer almıştır.



 



Batılı kaynaklar arasında William Guthrie’nın New Geographical Grammar adlı eserinde Doğu Anadolu’nun kuzey kesimi Turcomania/Türkmenya veya Armania diye adlandırılırken bölgenin güney kesimi ise Diyar-ıbekir veya Mezopotamya diye isimlendirilmiştir.



 



Aynı tasnif W.M.Johnson’un the İmperial Encyclopedia’sında da Doğu Anadolu’nun kuzey kesimi; Georgia-Turkmenya ve Diyarbekir olarak belirtilmiştir.



 



Doğu Bölgesinde Karakoyunlu / Akkoyunlu / Safavilerden sonra Osmanlılar egemen olmuştur. 1514 Çaldıran Savaşı’ndan sonra 1.Selim, savaşta kendi tarafında yer alan bazı Kürt beylerine, Miri Arazi sayılan toprakların bazıları “yurtluk-ocaklık” olarak Sancak adıyla verilmiş, bu beylere de Sancak Beyi unvanı vermiştir. İdaresi babadan oğla geçecek şekilde Kürt beylerine bırakılan ama kendilerine sancak denilen ilçeler ise: Urmiye, İmadiye, Cizre, Eğil, Hizan, Garzan, Palu, Siirt, Hasankeyf, Meyafarikin (Silvan) gibi ilçelerden oluşmaktaydı. Sonradan bu sancaklar, sancak beylerinin Kürt olmalarından dolayı “Ekrad-ı Sancak” Kürt Sancakları diye isimlendirilmiştir. Selçuklular döneminde İran’ın batı bölgesinde yer alan Kürdistan sınırları böylece bazı literatürde genişlemeye devam etmiştir. Kürt beylerinin idaresine bırakıldığı için “Ekrad Sancağı” adı verilen bu ilçeler ve çevresi de zamanla “Kürdistan” adı içinde gösterilmeye başlanmıştır.



 



II.Mahmut’un kaldırdığı Eyalet düzenlemesini Sadrazam Mustafa Reşit Paşa 1847’de yeniden yeni isimlerle yürürlüğe koymuştur. Suriye, Kürdistan, Lazistan isimleri bu dönem de ilk defa resmi eyalet adı yapılmıştır. Bu düzenleme ise 1864’te iptal edilmiştir. 1864’te eyalet usulünün terk edilmesi ile birlikte Diyarbakır merkezli Kürdistan eyaleti de kaldırılmış, vilayetin adı yeniden “Diyarbekir” yapılmıştır. Özetle 623 yıllık Osmanlı Tarihinde “Kürdistan” adıyla idari bir bölge 1847-1874 arasında 17 yıl uygulamada kalmıştır.



 



Meclisin Ankara’ya taşınmasından sonra İlk Meclis yahut İlk TBMM adıyla bilinen mecliste bu ismin kullanıldığı hakkında hiçbir bilgi yoktur. Çünkü bu gün olduğu gibi o dönemde de milletvekilleri, seçildikleri ilin adıyla, Erzurum, Konya, Diyarbakır yahut Bitlis Milletvekili diye anılırlardı. TBMM tutanakları da buna göre yazılmıştır. Bu yüzden ilk TBMM de “Kürdistan Milletvekili” unvanını taşıyan bir milletvekili yahut bu milletvekilinin konuşması tutanaklarda yer almaz. Tıpkı bu gün olduğu gibi o dönemin özgür ortamında milletvekilleri konuşmaları içinde Kürdistan vb isimleri kullanmıştır.



 



Musul vilayeti’nin Türkiye sınırları içinde yer alıp almayacağı hakkında, 1918-1926 döneminde, Türkiye ve İngiltere arasında (Irak’ın işgalcisi ülke olması nedeniyle), Lozan öncesinde başlayan tartışmalar uzun süre devam etmiştir. O dönem de ise oluşturulan El-Cezire cephesi Komutanlığı ile olan yazışma örneklerinde görüldüğü gibi, Kürdistan adı özellikle Musul ve çevresi için kullanılmıştır. Kürt milliyetçileri tarafından sıkça referans olarak gösterilen kitaplara hatta haritalara dikkat edilirse, Kürdistan sınırları daha çok batıya ve kuzeye doğru sürekli genişlemektedir. Doğrusu durup dururken Kürdistan haritalarının da bu şekilde genişlemesinin bilimsel bir açıklaması yoktur.



 



Şu da hatırlanmalıdır ki batılı araştırmacılar hatta siyasi otoriteler 1878 Berlin Anlaşmasından başlayarak Van-Diyarbakır-Elazığ-Sivas-Erzurum-Bitlis illerinden oluşan bölgeyi Ermenistan olarak adlandırmıştır. Nitekim Sevr Anlaşması’nda da bu bölge (Sivas’ın dışında) yine “Ermenistan” adıyla yer almıştır. Ayrıca Ermeni kaynaklarında da bu bölge hala “Batı Ermenistan” olarak isimlendirilmeye devam edilmektedir.



 



Tarihi olaylar içinde, Türkiye sınırları içinde kalan bir bölgenin “Kürdistan” adıyla anılmasını gerektiren bir durum olmadığı gibi eski yer adları ve nüfus yapısı,  dağılımı da buna büyük ölçü de engeldir. Çünkü “demokratikleşme paketi” içinde büyük umut bağlanan gelişmelerden birisi de eski yer adlarının iadesi kararıdır. Oysa o eski yer adları neredeyse tümüyle Ermenicedir. Türkçe isimlerin reddedilmesine karşılık, burası Kürdistan bölgesidir diye talep edilen eski yer isimlerinin Ermenice olması da bu talebin tutarsızlığı ve bilimsel bir temelden yoksunluğunu göstermesi bakımından önemlidir.



 



Kürdistan, Kürtlerin yaşadığı yerdir şeklinde, tarihten, toponomiden soyutlanarak yapılan tanım ise Türkiye şartlarını karşılamaktan hayli uzaktır. Çünkü Kürdistan denilen bölgede, Kürt olamayan nüfusta (Türkler-Zazalar-Araplar) önemli bir yekun tuttuğu gibi Kürt nüfusunun da önemli bir bölümü bu bölgenin dışında meskundur. Kürt nüfusunun çoğunluk oluşturduğu iller Kürdistan’dır şeklinde ortaya çıkan bir görüş, Kürdistan denilen bölgede Kürt olmayan nüfusu gelecek kaygısına düşüreceği gibi, bu bölgenin dışında meskun olan Kürt nüfusu için de büyük bir gelecek ve beka sorunu ortaya çıkarabilecek potansiyele sahiptir.



 



 



 



ÖZET KAYNAKÇA



 



 



 



Ahmet Yıldız, Ulus devletin Bunalımı federalizm ve Kürt Meselesi, 2010, İstanbul.



 



Feldmareşal H. Von Moltke,Türkiye Mektupları,Çeviren Hayrullah Örs, İstanbul, 1969.



 



Gregory Abu’l-Farac, Abu’l-Farac Tarihi, Çeviren: Ömer Rıza Doğrul, Ankara, 1999.



 



John Antony Cramer, A. Geographical and Historical Description of Asia Minor, Oxford, 1832, Türkçesi: Mihri Pektaş, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası, İstanbul, 1960.



 



Saint Martin, Description Historique et Geographique de I’Asie Mineure, Paris, 1852, Türkçesi: Ali Suat, Küçük Asya, İstanbul, 1332



 



Kenan Ziya Taş, Tarih Işığında Güneydoğu ve Diyarbakır, Ankara, 2009.



 



Mesudi, Muruc Ez-Zeheb/Altın Bozkırlar, Arapçadan Çeviren:D.Ahsen Batur, İstanbul, 2011.



 



Şemseddin Sami, Kamus’ul Alam, İstanbul 1891



 



Tuncer Baykara, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyasına Giriş –I-, Ankara, 2009.



 



Urfalı Mateos, Vekayi-Namesi, Çeviren: Hrant D. Andreasyan, Ankara, 2000.

Etiketler:
Bu 1952
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com