Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

DEMOKRATİKLEŞME PAKETİ

10.11.2013 / 00:00


DEMOKRATİKLEŞME PAKETİ



Başbakan Erdoğan’ın 30 Eylül’de açıkladığı “demokratikleşme paketi” devam eden tartışmaları da hızlandırdı. Paket toplumun pek çok kesimini ilgilendiren konulardan oluşuyordu. Ama bir kesimin beklentisi olan bazı adımlar başka bir kesiminde tepkisine yol açmaktaydı. Genel olarak hiçbir kanuni, ahlaki mesnede dayanmayan “başörtüsü” yasağının kaldırılması paketin olumlu tarafıdır. Çünkü halkının büyük çoğunluğu Hıristiyan ülkelerde olmayan bu yasağın, halkının neredeyse tümünün Müslüman olduğu Türkiye’de yüz yıla yakın bir zamandan beri uygulanması insan aklına/vicdanına karşı da hükümetler eliyle işlenmiş bir suç durumundaydı. Kamu kuruluşlarında, İslam düşmanlığından kaynaklanan bu yasağın iptal edilmesine paralel olarak TBMM’de başını örten bayan milletvekillerinin de başörtüleri ile Ekim 2013 sonundan itibaren görev yapmaya başlaması oldukça olumlu ve makul ama bir o kadar da gecikmiş bir gelişmedir.



Paketin olumsuz tarafı ise doğrudan “Kürt Sorunu” ile bağlantılı olarak, özel okullarda Kürtçe eğitimin serbest bırakılması, eski yer isimlerinin iade edilmesi, w-q-x harflerinin resmi yazışmalarda serbest bırakılması ve andımızın kaldırılması kararı olmuştur. Türkiye için inanılmaz ölçüde can ve mal kaybına yol açan, toplumun bazı kesimleri arasına kalıcı düşmanlıklara neden olan, yabancı ülkelerinde sınırsız desteği ile bu işleri yapan bir terör örgütünün bazı taleplerinin bu paketle karşılanması büyük bir hayal kırıklığına yol açmıştır. Herkesçe bilinmektedir ki terör örgütünün talepleri arasında “andımızın” kaldırılması önemli bir yer işgal etmekteydi. Andımızın metni sorunluydu. Müslüman vicdanının kolayca kabullenemeyeceği vurgular vardı. Dolayısı ile bu metni düzeltmek, Müslüman vicdanı için makul/meşru bir hale getirmek yerine sırf Türk adı geçiyor diye tümüyle iptal edilmesi doğrudan terör örgütünün bir talebinin karşılanması şeklinde sonuçlanmıştır. Oysa metni düzeltilecek bir andımız, çocuklarda, bir aidiyet duygusu, millet olma bilincinin gereği olan bir vefa/bir sadakat duygusu için bu tür uygulamalar gereklidir. Buna karşılık andımızın kaldırılması terör örgütünün talebi iken, kaldırılma kararı ile bu talep karşılanmışken bunun isabeti yerine andımızın yazarı Reşit Galip’in uzun süre medyada tartışma konusu yapılması ayrı bir yanlış olmuştur. Reşit Galip hikayeleri etrafındaki tartışmalar, andımızın bir terör örgütü talebinin karşılığında kaldırılmış olmasındaki büyük yanlışı örtmüştür.



Bu paketin yanlışlarından belki de en önemlisi eski yer isimlerinin iade edilmesi kararıdır. Herkesçe bilindiği gibi Türkler, bu ülkeye sonradan gelip yerleştiklerinden eski yer isimlerinde Türkçe olanlar doğu da batı da istisna sayılacak düzeydedir. Aynı durum Kürtler içinde geçerlidir. Doğu illerinde eski yer isimleri arasında Kürtçe olanların da istisna düzeyinde olması Kürtlerin de bu ülkeye sonradan gelmiş olmalarından dolayıdır. Doğu illerindeki Ermenice olan eski yer isimlerinin, “Kürtlerin bir talebi olarak”, “Kürtlere bir hak olarak” iade edilmesi son derece tutarsız ve manasız bir karardır. Ermenice olan eski yer adlarının Kürtlerle bağlantısı var sayılarak iade edilmesi, o bölgenin yer isimleriyle Türkiye’den ayrı/farklı bir bölge haline getirilmesi çabalarını teşvik edecektir, resmileştirecektir. Hükümetin böyle bir şeye hakkı var mıdır?



 M.S. 11. yüzyıldan başlayarak Hıristiyan Bizans’a/Ermenilere/Haçlılara karşı yapılan bin yıllık bir mücadelenin doğal bir sunucudur hem ülkenin adı hem de onun köylerinin adı Türkçe olmuştur. Sırf bir terör örgütü istemiyor diye Türkçe isimlerin iptali yerlerine Ermenice olanların ikamesi çok büyük bir yanlıştır. Türkiye’de kullanılan Latin alfabesinin Türkçenin yapısına uygunluğu şüphelidir. Bu gün kullanılan alfabedeki harfler, konu hakkında yeterli bilgisi olmayan bir piyade subayının kararı ile olmuştur. Türkçe bozulmuş, değişmiş, eski yapısından/şeklinden bambaşka bir hale dönüşmüştür. SSCB’nin dağılması ile bağımsız olan Türk Cumhuriyetleri de Latin alfabesini kabullendiler ama Türkiye’de kullanılmayan q-w-x harflerini de almışlardır. Türkiye’de de bu harflerin resmi alfabeye katılması bu ülkelerle aradaki alfabe farklılığını bütünüyle ortadan kaldıracaktır. Hükümetin bunu yapması asırlardır Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye arasında alfabe farklılığı ile örülmeye çalışılan bir engeli de yok edecektir. Böyle bir gelişmeden Kürtlerin de kendi dilleri bakımından yararlanmalarına itiraz etmek için hiçbir neden yoktur. Ancak resmi alfabeye bu üç hafi eklemek yerine, Kürtlerin nüfus kayıtlarının bu harflerin de ilavesiyle tutulması, eski yer isimlerinin iadesiyle bu harflerin de kullanıldığı trafik tabelalarının dikilmesi ister istemez bazı doğu illeri ile Türkiye’nin diğer bölgelerinin görüntüsünü daha da farklı hale getirecektir. Selçuklular Bizans’tan Van’ı fethettiklerinde orada hemen hiç Kürt nüfusu yoktur. Van kelimesinin kökeni Ermenice diye kabul edilmesine karşılık PKK’lı bir milletvekilinin Van adının Wan olarak değiştirilmesini kanun teklifi olarak TBMM’ye vermesi bu üç harfe yükledikleri siyasi misyonu göstermesi bakımından ibretlik bir örnektir.



 Başbakan Erdoğan, “Kürtçe eğitim Türkiye’yi böler” görüşünü sıkça savunmaktadır. Dershanelerde Kürtçe dil kursunun serbest bırakılması, Kürtçenin bütün okullarda seçmeli ders yapılması, son olarak özel okullarda Kürtçe eğitimin serbest bırakılması bu konuda aşamalı bir geçişin varlığını da göstermektedir. Kürtçe eğitim gören Batmanlı bir genç gidip Bolu/Bursa’da Türkçe bilmediğinden hiçbir resmi görev yapamayacaktır. Aynı şekilde Bolu/Bursa’da Türkçe eğitim gören bir gençte gidip Batman’da hiçbir resmi görevi Kürtçe bilmediğinden yapamayacaktır. Batmanlı Bolu/Bursa’ya, Bursa/Bolu’lu da Batman’a gidemeyecektir. Bölünme de bundan başka bir şey midir? Oysa hükümet Kürtçeyi bütün illerde seçmeli ders yaparak Kürt vatandaşların bu makul talebini karşılamıştı. Bunun uygulanmasındaki eksikleri gidermek yerine doğrudan Kürtçe eğitimin başlangıcını özel okullarla başlatarak bir büyük yanlış daha yapmıştır.



Hükümetin bu kararları terör örgütüne silah bıraktırmamıştır. Aksine onlar “mevcut olanları söke söke aldık daha fazlasını da alacağız” naraları ile tehditlerine taleplerine devam etmektedirler. Türkiye’ye tarifsiz can ve mal kayıbı yaşatan böyle barbar bir örgütü bazı doğu illerinde etkisini giderek arttırmış, Türkiye siyasetini neredeyse tayin ve tespit edeceği bir noktaya taşımak Türk hükümetinin görevi değildir. Teröristlere yaptıklarını hesabını sormak yerine onların taleplerinin adeta bir takvime bağlanarak peyder pey karşılanması Türkiye’ye yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Buna karşılık “son bir senedir asker/polis cenazesi gelmiyor, daha ne istiyorsunuz” yaklaşımı gerçekçi/akılcı değildir. Son bir senedir askere/polise pusu kurmayanların, neyin karşılığında bunu yapmadıklarının dikkate alınması gerekir. Hemen her an bu pusu işlerinin de başlamayacağının da hiçbir garantisi yoktur. 1980’den başlayarak terör örgütüne karşı mücadelenin iyi yapılmadığı açıktır. Ama son yıllarda mücadelenin de bırakılarak terör örgütünün taleplerinin hayata geçirilmesi, bu uğurda ömrünün baharında hayatını kaybedenlere karşı yapılan büyük bir haksızlık değil midir?

Etiketler:
Bu 1569
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com