Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
ÇİN KATLİAMLARINA DEVAM EDİYOR
FATMA TEYZE İSVEÇ'TE 30 YILLIK HÜKÜMETİ DEVİRDİ
HER FEDAKARLIĞI YAPARIZ
EZAN YİNE CHP'YE BÜYÜK DERT OLDU
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

TARİKATIN TEOLOJİK MEŞRUİYETİ

TARİKATIN TEOLOJİK MEŞRUİYETİ
2017-10-07 08:00:51


Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Evkuran, FETÖ örneğinden yola çıkarak Sünnîliğin iktidar mezhebi sayılması ve tarikatlar üzerine değerlendirmede bulunuyor.



İlk Müslüman neslin arasında patlak veren fitnenin yarattığı dağılma ve yok olma kaygısı, Sünnîliğin temel hassasiyetlerinin oluşmasına yol açmıştır. Zalim de olsa devlet başkanına itaati vurgulayan Sünnî siyaset teorisinin arkasında, iktidara yaranmaktan çok, cemaatin bütünlüğünü ve selametini koruma duygusu yatmaktadır. Tıpkı en kötü yasanın yasasızlıktan daha iyi ve tercih edilir olması gibi…



Bunun yanında Ebu Hanife, İmam Malik, Şafiî ve Ahmed bin Hanbel gibi önderlerin kişisel tecrübeleri açısından bakıldığında, sonradan inşa edilen bu açık desteğin bu kadar kolay teorize edilmiş olması rahatsızlık vermiyor da değildir. Sünnîliğin, hakikati paranteze alıp kimlik kaygısına düşmesine yol açan ‘aşırı realist’ ve ‘konformist’ eğiliminin, fıkıhtan kelama ve siyasete uzanan geniş bir alanda sorunlara yol açmış olması da eleştiriye açık bir husustur. Tecdit ve yaratıcı düşünceyi bloke eden bu tutum Sünnîliğin yapısal bir sorunudur.



‘YAPIM AŞAMASINDA’ BİR KİMLİK



Sünnîliğin iktidar mezhebi olduğu iddiasını aceleyle kabul etmek, mezhep imamlarının tecrübelerinin yok sayılması pahasına mümkündür. Diğer yandan kitlelere mal olmuş kapsamlı bir inanç tarzını, sadece iktidarların ürünü olduğunu savunmak, iktidarın dışındaki tarihsel ve toplumsal aktörleri görmezden gelmek anlamına gelir. Zira ne kadar haşmetli ve uzun ömürlü olursa olsun hiçbir iktidar, kalıcı bir dogma/kimlik üretmeye gücü yetiremez. Bunun için toplumun/cemaatin tarihsel yürüyüşünü anlamak gerekir. Cemaatin total tarihsel yürüyüşü sakin, zamana yayılmış olduğu için iktidarın tikel ani, keskin ve ‘yüzeyi zorlayan’ deneyimlerinden daha yaratıcı, değerli ve kalıcıdır. Bu nedenle Sünnîliğin sivil-toplumsal kökenlerini anlamak, resmî teoriyi anlamaktan daha önemlidir. Tarih boyunca her neslin hayatında yenilenen ve teyid edilen bir kimlik, ‘yapımı devam eden’ bir inanma ve düşünme tarzı olan Sünnîliği anlamak için, onun doğasının gerektirdiği esnekliğe, sükûnete ve genişliğe sahip olmak gerekir. Ancak günümüzde bundan hızla uzaklaşılması kaygı vericidir.









Savunmasızlık olarak görünen şey cemaatin, çatışmalardan ve fitneden uzak durma ve toplumu/cemaati kollama arzusunun bir sonucudur. Mezhep-içi çoğulculuğu sürdürme isteğinin kültürel yansımasından başka bir şey değildir. Dinî ve siyasî aşırılıklarla mücadele ede ede gelen cemaat, ‘Ehl-i kıble tekfir edilemez.’ sözüyle kendini açığa vuran de facto bir liberalizmi üretmiştir. Ancak bunun sürdürülebilirliği, Sünnî topluma vaziyet eden iktidarın farklı Sünnîliklere yaşam hakkı tanıyan mesafeli politikalar uygulamasına bağlı olmuştur. İktidarı etkileyen bir yapılanmanın diğerlerine tahakküm için devlet gücünü yönlendirmesi (mihne), Sünnî barışa zarar veren en büyük risktir. Oysa Sünnî terbiye, fırkanın tikel çıkarlarından çok cemaatin total selametini düşünmeyi gerektirir. Geri adım atmak, alttan almak Sünnîliğin yumuşak gücüdür. Günümüzde cemaat kavramını kullananların çoğunun zihninde ‘fırka’ yer almaktadır. Fırkaya odaklanmak kaçınılmaz biçimde tefrika yaratmakta ve totalde bir toplum teorisi olan Sünnîliğin büyüsünü bozmaktadır.



Sünnî ekolojinin kirlenmemesi ve yaşam alanı olmaktan çıkmasını önlemek için, Sünnî koalisyonun nazik ve kırılgan dokusunun korunması gerekir. Fırkaların bu basireti geliştirmesini bekleyecek zamanımız yoktur. İktidarın fırkalar arasında haksız rekabet oluşturacak uygulamalardan kaçınması, kurumlara nüfuz etmelerine izin vermemesi, açık ve şeffaf davranmaya zorlaması zorunludur. Paralel oluşumlara izin vermemek, sonradan onları tasfiye etmeye çalışmaktan daha akıllıcadır.



SÜNNİLİK VE TARİKATLAR



Gazzalî ile birlikte tarikatlar için bir teolojik meşruiyet sayfası açıldı ve Sünnîleşme süreci hızlandı. Gnostik ve Batınî düşüncelerin odağı olan Şiîliğin yanında bir ‘Sünnî gnostisizmi’ oluşmaya başladı. Gnostisizm doğası gereği hakikat tekelciliği iddiasını içerir. Nitekim sufi oluşumlar güçlendikçe Sünnîlik içinde hakikat tartışmaları da alevlenmiştir. Kelamcıların rüya, keşif ve ilhamın güvenilir bilgi kaynakları sayılamayacağı iddiaları, gnostik eğilimlerin hakikati sahiplenme girişimlerini kontrol etmeye yöneliktir. Denetimsiz bilgi üzerinde ilerleyen tarikatların sadece dinî hayat için değil, politik düzen için de taşıdıkları potansiyel riskler nedeniyle iktidarlar da ‘kötü sürprizleri’ne karşı bu yapılanmaları denetim altına almaya çalışmışlardır. Osmanlı’daki devlet-tarikat ilişkilerinin inişli-çıkışlı seyri bunun örnekleriyle doludur.



Tarikatların tarihselliği toplumsal ve kültürel düşünüş tarzımız, entelektüel ve akademik dünyaya da yansımış görünüyor. ‘Tarikatların asırlardır Anadolu topraklarını bereketlendirdiği’ söylemi bugün revaçtadır. Devletsiz bir toplumda, Müslüman kimliğinin oluşturulmasında ve korunmasında tekke ve tarikatların rolü büyüktür. Ancak devletli topluma geçtikten sonra bu yapılanmaların, toplum üzerindeki vesayetlerini ısrarla sürdürmeye çalışmaları, politik toplum için büyük sorunlara yol açmıştır. Zaman, mekân ve hayat üzerinde hak iddia eden alternatif yapılar, akılcı ve açık bir toplumsallaşma için engel olmuştur. FETÖ örneği, hakikat iddiasına karşılık bulamayan bir gnostik fırkanın kontrolden çıkarak, cemaat/cemiyete karşı nasıl yabancılaşabileceğini ve zarar verebileceğini göstermiştir.



Bugün zorunlu olan şey, El-i Sünnet ve’l-Cemaat’in, cemaatçiliğinin/cemiyetçiliğinin yeniden keşfedilmesidir. Cemaati savunmak, onun çoğulcu yapısını korumak ve unsurların çeşitliliğine saygı duymak anlamına gelir. Ayrıca bireysel özgürlüğü ve yorum farklılıklarını kabullenmeyi gerektirir. Cemaat ile cemaatler aynı değildir. Cemaat, toplum/cemiyeti ifade eder; cemaatlerin karşılığı ise fırkalardır. Sünnîlik, cemaatin selameti için fırka çıkarlarından vazgeçmeyi gerektirir. Büyük bir hırsla Sünnîlik iddiasında bulunan çevrelerin, ters düştükleri kesimlere karşı düşmanlık yapması, Sünnîliğin ehlîleştirmeye çalıştığı Haricî ruhu tahrik etmektedir.



İlahiyatların ve Diyanet’in maruz kaldığı saldırılar, Sünnîliğin akılcı ve çoğulcu yorumunun geleceği açısından rahatsızlık vericidir. Durumu vahim kılan şey ise, siyaset ve bürokrasinin bu süreçteki tutumudur. İktidarların yanlış tercihleri, toplumsal sükûneti ve dengeleri bozmaktadır. Oysa Sünnîliğin vizyoner ve dengeleyici özünü temsil eden rey, akıl, ilim ve nazar ehlinin moderasyonu ile krizler daha kolay ve sağlıklı biçimde çözülebilir. ‘FETÖ olayında ilahiyatlar neredeydi?’ diye soranlara cevabımız şudur: ‘Buradayız, her zaman olduğumuz yerdeyiz. Görmek, duymak, anlamak ve konuşmak isteyenlere kapılarımız açıktır. Doğruyu söylemek, tekfir etmemek, kavga çıkarmamak bir ‘savunmasızlık’ ise bu terbiyeyi özümsemiş kurumların itibarsızlaştırılması, İslam’a da Ehl-i Sünnet’e de zarar verecektir. Mü’min aynı delikten iki kez sokulmaz.’



 


Bu haber toplam 416 defa okundu


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com