Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
BAYRAĞINIZI BİZE İNDİRTMEYİN
MAHKEME ALTAN VE ALPAY'IN TAHLİYESİNİ REDDETTİ
YARDIMCI DOÇENTLİK KESİNKES KALKIYOR
İRAN'DA BİNLERCE KİŞİ TUTUKLANDI
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

SİVAS'TA MEHDİLİK SEMPOZYUMU

SİVAS'TA MEHDİLİK SEMPOZYUMU
2017-10-04 07:56:13


PROF. MUSTAFA ÇAĞRICI



29-30 Eylül 2017’de Sivas Cumhuriyet Ü. İlâhiyat Fakültesi “Uluslararası Mehdilik Sempozyumu” düzenledi. Dekan Prof. Dr. Yusuf Doğan Bey davet için beni aradığında, “Geçtiğimiz yıl KURAMER aynı konuda bir çalışma yaptı; tebliğ ve müzakereleri yayımladı. Yeni bir toplantıya ne gerek var?” diye düşünmüştüm. Ancak tebliğ başlıklarını görünce fikrim değişti. Çoğunluğunu genç akademisyenlerin oluşturduğu konuşmacıları dinlediğimde ise “İyi ki katılmışım” dedim; diğer salondaki eşzamanlı oturumları izleyemediğime de hayıflandım.



***



Tebliğlerden edindiğim bilgileri ve kendimce çıkardığım sonuçları şöyle hülasa edebilirim:



Modern zamanlara kadar dünyanın hemen her bölgesinde bir kurtarıcı inanışı hep var olmuştur. Kur’an-ı Kerim’de –peygamberlerin dışında- mehdi veya başka bir isim altında, bütün kötülüklere son verip dünyada ahlâk, adalet, huzur ve barışı hâkim kılacak bir kurtarıcının çıktığına veya ileride çıkacağına dair bir bilgi bulunmamakta; bireyin ve toplumun kendi kurtuluşunu yine kendisinin başarması gerektiği değişik vesilelerle ifade edilmektedir. Buna rağmen Müslümanlar arasında genellikle Mehdi adı verilen, ilâhî misyon yüklenmiş bir kurtarıcı beklentisi daha ilk yüzyılda ortaya çıkmıştır. Emevî ailesinin idareyi ele geçirmesinin ardından bilinen siyasi sebeplerle güçlü bir muhalefet oluşmuş; özellikle Kerbelâ vahşetinin doğurduğu toplumsal öfke bu muhalefeti daha da güçlendirmiş; Emevî iktidarını yıkıp, hilafeti Hz. Ali Evladına verecek bir kurtarıcı propagandası ve beklentisi gittikçe güç kazanmış; kendisine Mehdi unvanının verildiği ilk kişi ise Hz. Ali’nin Havle adlı eşinden oğlu Muhammed b. Hanefiyye olmuştur.



Emevîler’e karşı yürütülen muhalefet dönemi boyunca Ali Evladının yanında olan Abbas Oğulları, sonuçta durumu kendi lehlerine çevirip, Horasan’dan başlayan kanlı ihtilalin ardından Emevî iktidarına son vermişlerdir.



Hilafetin Abbasîler’e geçmesi elbette Ali taraftarlarını (Şîatü Ali) memnun etmedi ve Mehdi beklentisi Şia’nın İsnâ‘aşeriyye kolunda güçlü bir şekilde yaşadı ve yaşıyor. Sünni dünyada ise soyut bir inanış ve retorik olarak devam etmekle birlikte, başlangıçtakinin aksine, Batı hegemonyasının başladığı zamanlara kadar siyasi ve toplumsal alanda -bazı buhran dönemleri dışında- ciddi bir gündem oluşturmadı. Osmanlı’nın ağır kriz dönemine girdiği son asrında bile yaygın bir Mehdi beklentisinden söz edilemez. Sünni dünyada “mehdî” kelimesinin genellikle iyi işlere önderlik eden veya etmesi umulan kişileri niteleyen bir sıfat ve ayrıca özel isim olarak kullanıldığı görülür.



Sempozyumda edindiğim ilginç bir bilgi de Muhyeddin İbnü’l-Arabî’ye kadar hemen hiçbir mutasavvıfın “mehdî” kavramıyla ilgilenmemiş olmasıdır.



***



Buna rağmen son dönemlerde ne oldu da bu mesele bu kadar konuşulur, tartışılır hale geldi? Sempozyumun benim takip ettiğim oturumlarında bu konu üzerinde durulmadı. Diğer Müslüman toplumlardaki durumu bilmiyorum. Ama ülkemiz için şunu söyleyebilirim: Bizde genellikle bazı cemaatler –son yıllarda oluşan dinî özgürlük ortamından da yararlanarak- bu inanışı fazla sahiplenmeye başladılar. Anlaşıldığına göre bunun da sebebi, bu grupların kendi liderlerine veya davalarına bir mehdiyyet / kurtarıcılık rolü yüklemeleridir. FETÖ de böyle bir davanın peşindeydi. Çok şükür ki başarılı olamadı. Ama olsaydı, “beklenen Mehdi” F. Gülen olarak çoktan gelmiş olacaktı.



İlâhiyatçılar olarak konunun bizi ilgilendiren yanı, bu iddianın din üzerinden yürütülmesidir. Şu halde tarihin bütün devirlerinde türlü amaçlar için istismar aracı yapılmış olan Mehdilik vb. inanışların din içindeki yerini tartışmak ve bir sonuca ulaştırmak ilâhiyatçıların görevidir. FETÖ’de bu görevi ihmal etmemizin sonucunu gördük. Buradan bakılınca bu tür bilimsel toplantılar böyle bir sorumluluğun sonuçları olarak görülmelidir


Bu haber toplam 188 defa okundu
YAZARLAR
Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com